·200 syf.····Okunma: 26 Ağustos 2025 18:49 Dikkat! Bu inceleme spoiler içermektedir.
Ben kaşındım. Murat Soner demişti "Gelmiş Geçmiş En Saçma Yerli Dizi" diye. Ben de konusu da ilgimi çektiğimden -kızıyla birlikte kaçan bir katil- "Herhalde kitapta dizisindeki saçmalık ve boşluklar yoktur, açıklanmıştır," diyerek diziyi izlemeden kitabı okumaya başladım. Fena halde yanılmışım.
Maalesef, Murat Soner'in eleştirdiği tüm noktalar kitapta yer aldığı gibi dizi (izlemedim ama videoda gördüğüm kadarıyla) karakterlerin geçmişini açıklama ve bir kurgu oluşturma konusunda kitaptan daha bile iyi.
Roman, bir kız çocuğunun annesinin kendisine sürekli Bambi kitabını okuduğunu anlatmasıyla başlıyor. Anne-kız otellerde yaşıyorlar. Sürekli şehir, ülke ve otel değiştiriyorlar.
Anne, kızını bir fanusun içinde yaşatıyor. Dışarıdaki insanlarla konuşmasını istemiyor. Her fırsatta "Onlar kötü, biz iyiyiz, bizim birbirimizden başka kimseye ihtiyacımız yok," fikrini empoze ediyor. Kimseye, hatta eşyalara bile bağlanmasını istemiyor. Otelden otele geçerken aldıkları her şeyi geride bırakıp yeni otelde yeniden eşya alıyorlar.
Narsist kişilik bozukluğu belirtileri taşıyan anne, kızını bir oyuncak bebek gibi dizayn ediyor. Dış görünüşünden iç dünyasına kadar annesinin arzularına uyan biri oluyor kız. Nadiren itaatsizlik gösterdiğinde ise annesinin şiddetli tepkisiyle ve kendisine zarar verme tehdidiyle karşılaşıyor.
Anne, onlara sorun çıkaran herkesi öldürüyor. Bunu kitabın ilerleyen bölümlerinde anlıyoruz. Hatta sonlara doğru banka müdürünü öldürürken kız da annesine yardım ediyor. Anne aranan bir katil. Gazetelere bile çıkıyor. Hamileyken kendi annesini öldürmüş.
Fakat buna rağmen, son sayfalara kadar, kimliklerini gizleme gereği duymuyorlar. Rahatlıkla otellerde kalıp havaalanında durabiliyorlar. Polis, İnterpol falan AFK*. Bu kısım, yani finale kadar neden polisin peşlerine düşmediği, asla açıklanmamış.
Açıklanmayan başka o kadar çok şey var ki. Misal, annenin geçmişi. Anne, kendi annesinden ve babasından nefret ediyor. Bu nefretin sebebi, kitaba bakarsak "zengin, burjuva Türkler olmaları". Çünkü elle tutulur başka bir neden verilmiyor.
Anne karakterinin geçmişini kendi ağzından dinliyoruz. Narsist bir karakter olduğu için bu bilgilere güvenilmez ve çelişkili. Örneğin, çocukluğunda sahip olduğu köpeğinin nasıl öldüğüyle ilgili iki zıt şey söylüyor.
Annesi çok soğukmuş, onu İtalya'da zorla rahibe okuluna göndermişler gibi anıları da var ama gerçekliğinden emin olamıyorsunuz.
Dolayısıyla elinizde bir sebep yok. Anne karakteri, zengin, burjuva Türklerden nefret ettiğini defaatle söylüyor.
Kızın babasıyla ilgili de bilgi yok. Bir tane bile. Bu kısım tamamen okurun hayal gücüne bırakılmış. Ben, annenin kendi babası tarafından tecavüze uğradığını, kendi annesinin göz yumduğunu ve kızının bir ensest meyvesi olduğunu düşündüm. Anne karakterinin o devasa nefretini açıklayabilecek tek şey bu. Tabii kitapta böyle denmiyor, zira hiçbir şey söylenmiyor. Her şeyi düşünebilirsiniz.
Peki bütün bunlar nereye bağlanıyor? Hiçbir yere. Kadın, en son jandarma kurşunuyla ölüyor. Kıza ne olduğu belli değil. Ortada bir kurgu yok.
“Ben bunu niye okudum?” diye sordum kendime.
Anlatım dili bunaltıcı ve tekrarlarla dolu.
Anne sürekli: Bebeğim, Bambim, diyor.
Kız sürekli: Annecim, annecim, diyor.
Diğer insanlar sürekli: Güzel kız, güzel kızın annesi, diyor.
Sürekli... Her paragrafta...
Yukarıdaki kelimelerden birini her okuduğunuzda bir yudum içki içseniz, kitap bitmeden alkol komasına girersiniz.
Son olarak romanın şu kısmı beni çok rahatsız etti. Çünkü yazarın bilinçaltını ele vermiş. Yorum yapmadan veriyorum:
"Doğu'da moğuda savaşmış herif. Anlatır da anlatır, böbürlenir. Bilmem kaç teröristi temizlemiş. İyi halt ettin! Övün dur hayatının sonuna kadar. Giden can sonuçta.
Ben yani kimseyi öldürmek istemem. Doğu çıkmayınca da kuradan, ferahladım harbiden. Öyle şu kadar leşim olsun, bu kadar adam temizledim! Yok ağbi, bana göre değil. Hayatımın sonuna kadar unutamam sonra. İlerde çocuğum olur, onu severken filan kendimi fena hissederim. Herkesin anası babası var yani." (sf. 197)
“Ama bizimki alışmış ya kahramanlığa Doğu'da. Öyle taradı harbiden. Başka da karşılığı yok yaptığının.” (sf. 199)
Yorum yapmıyorum dedim ama yapacağım ya.
Yazar resmen PKK'lıları aklayıp, askerlerimize niye teröristleri öldürdün diye laf etmiş. Giden canmış. Şehit olan askerlerimiz can değil miydi? Yazarın siyasi görüşlerini araştırmadım ama tahmin edebiliyorum şu an, ne halt olduğunu.
Sırf bu yüzden bile rezil bir yazarın kaleminden çıkmış, rezil bir kitap bu.
Okuduğuma, vakit harcadığıma pişman oldum.
*AFK: Away from keyboard (klavyeden uzak) Çevrimiçi bilgisayar oyunlarında, “hareketsiz kalan, oynamayan” kullanıcıları belirtmek için kullanılır.