Spoilersız - Canvermezler Tekkesi deneyimim
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2025 18. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2025 20:48
Türk edebiyatını, özellikle son dönem Osmanlı ve erken dönem Cumhuriyet edebiyatını içgüdüsel bir refleksle küçümsüyorum, potansiyelini gerçekleştirememiş bir gelenek olduğunu düşünüyorum. Sanki sadece toplumsal acılar, açlık, sefalet, vahşi örf ve adetlerimiz (ama Batı da çok ahlaksız), ve vatan millet konularına sıkışmış gibi geliyor. Bunda öğrenim hayatım boyunca müfredata eklenen, çocuklara okuması için tavsiye edilen Kaşağı, Diyet, Falaka, Vatan Yahut Silistre, Çalıkuşu ve sadece bunun gibi romanların etkisinin olduğunu söyleyebilirim. Bu romanları ve yazarlarını küçümsemiyorum ama bence Ömer Seyfettin asla bir çocuğa okutulmamalı. Bunların yanında aynı müfredatta dünya edebiyatından Küçük Prens, Şeker Portakalı, Güliver'in Gezileri, Seksen Günde Devri Alem gibi kitapları da okuyunca Türk edebiyatından mümkün mertebe uzak durmaya çalışma refleksim gelişti çocuk yaşlarımda. Yakın dönem yazarlarımız ile bu önyargılarım ters yüz olmuş olsa da daha erken dönem eserlere karşı bu tutumumu yıkamıyorum bir türlü. Elim bir türlü gitmiyor o dönemin yazarlarına. Çünkü okuduklarımdan etkileniyorum, ki bu aslında yazarın başarılı olduğun da gösterir. Ağır bir kitap okurken ağırlaşıyorum, macera dolu bir hikaye ise hayatla bağlarımı kuvvetlendiriyor. O yüzden, bir hafta boyunca okuyacağım bir kitabın beni bir haftalık ıstıraba sürüklemesini istemiyorum. Bir de kitaptan şahsi beklentilerimle de ilgili. Kimi, kitabın dilinin lezzetine odaklanır, kimi bilmek öğrenmek hissetmek ister, kimi de romanlar sayesinde bir hayatta onlarca hayat tecrübe etme imkanını kıymetli bulur. Ben de, kendi payıma ve bununla sınırlı kalmamak üzere, kitaplarda ilham arayanlardanım. Okuduğum kitap ufkumu genişletsin, aklıma gelmeyeni sordursun, beni sonsuz olasılıklara inandırsın istiyorum. Erken dönem eserlere dair tahayyülüm ise bunun tam aksi yönünde. Gerçek bir yargı değil tabi ki, öğrenilmiş bir önyargı bu. Bu dönemlere ait az sayıdaki her denemem ise bana bu önyargımın hep aksini kanıtladı. Mesela Saatleri Ayarlama Enstitüsü, mesela Kürk Mantolu Madonna okudukça şaşırttı beni. Yine de, özel bir lüzum görmedikçe veya zevki benimle benzeşen bir kaynaktan referans almadıkça tercih etmiyorum yönümü bu döneme çevirip de bir kaç yüz sayfalık ıstırap riski almayı, adına da Ömer Seyfettin travması diyeyim. Her yer sepya her şey tütün rengi sanki bu kitaplarda. Canvermezler Tekkesi ise bu sepyalığın içinde parlak bir turkuaz, kadifemsi bir mor olarak ayrışıyor. Rakamların sesi, seslerin tadı olur da kitapların rengi olmaz mı, bendeki sinestezi de böyle işte. Bu arada, kitabı bir referansla da değil, kapak resmini komik bulduğum için almıştım. İlk baskısını 1921'de yaptığını kitabı aldıktan sonra fark ettim. Kitabın bütünü yazıldığı dönem içerisinde, bence, en fosforlu renklerle parlasa da konu olarak oldukça karanlık bir dünyaya sürüklüyor okuyanı. Olayların cereyan ettiği Kilyos civarında yaklaşık bir senem geçtiği, o bölgeyi gecesi gündüzü güneşi yağmuru rüzgarı ve sisiyle deneyimlediğim için, hikayenin tekinsizliğini iliklerime kadar hissettim. Hem de o kadar hızlı ki; kitabı açtım, ilk sayfayı okudum, kitabı kenara kaldırıp mutfağa gittim, bir tencere mısır patlattım ve gece boyu okumaya devam ettim. Karmakarışık ve birbirine bağlanmaya çalışan karakter ve olarlar ağı yok bu kitapta. Adeta bir sitcom basitliği ve derinliğinde bir hikayesi var, ama her kelimesi tedirgin edici, her sayfası bir diğerine açılan iç içe geçmiş bir kapan, klostrofobik bir sitcom. Sonunda ne olacağı başından belli olduğu için rahatsız etmiyor da bu tedirginlik. Aksine, okuyucuyu bu deneyime davet ediyor. Okuyucuya, ilk sayfadan hipnotize eden bu hikayeye eşlik etmekten başka da bir şans bırakmıyor. Aynı, karakterin başına gelenler gibi.
Duygu ve Düşünce
Canvermezler TekkesiSelim Nüzhet Gerçek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025522 okunma
·
283 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İlkokulda Önerilen romanlar pedagojik olarak çocuklara uygun olmamakla birlikte Ortadoğu’da tarih boyunca pedagojiye uygun bir yaşam asla sürülmemesi de bizim hassasiyetlerimizin acaba ne kadar gerçekçi olduğunu sorgulamamıza da neden olmuyor değil.!?