Yunan arkadaşımız Dimitrios’un Larisa’dan Ürgüp’e gelmesiyle başlayan sempatik maceramız, Antikacı Aziz Güzelgözle tanıştıktan sonra bu Yunan arkadaşı evine götürüyor, ana babasıyla tanıştırıyor ve Aziz’in babası Mustafa amcamızın misafiri eğlendirmek için kütüphanecilik anılarını anlatmasıyla birlikte roman tamamen Mustafa amcamızın kitap muhabbetine dönüyor. İlk 60 sayfa güzel gelişirken daha sonra her bölüm aynı şey anlatılıyor hissine kapılarak kitabı hızlıca göz atarak bitiriyoruz. Kimse bir yabancıyla bir anda sarmaş dolaş olmaz birinci zorlama Türk-Yunan dostluğu oluşturma amacıyla yapılmış kurgu, daha sonrası hikaye hep köylüler hep kitap okusun şöyle böyle tekrar okusun deyip deyip duruyor. Romandaki her bölüm bir şekilde köylüye kitap okutturmakla alakalı. Olay örgüsünde çok bir çeşit yok. Kitap okuyalım ana fikri güzel olsa da zorlama Türk-Yunan dostluğu ve yabancı bir turistle gereksiz samimiyet Zülfü Livaneli’nin romanlarındaki Kürt, Ermeni ve Yahudilerden bahsettiği ve zoraki sempati oluşturmaya çalıştırdığı bölümlere benzettim.
Fazlı Necip, Dilâver Romanını 1900 yılında tamamlamış. Çok sade ama dönemin Balkan Türklerinin köy hayatını ve geleneklerini anlattığı için çok önemli bir roman olduğunu ve hakettiği değeri görmediğini düşünüyorum. Ayrıca 1897 yılında Türk-Yunan savaşından bahseden kaç tane tarihi romanımız var? Roman kahramanımız Dilaver ve köylüsü Hüseyin bu Teselya ve Dömeke Muharebelerine katılıyor. Sürprizbozan vermemek için detaylara girmiyorum, romanda çok hoş bir hikaye ve akıcılık var. Selanik ve çevresinden de biraz olsun bahsediliyor. Fazlı Necip’in yazdığı pazar alışverişi notu dahi olsa yayım dünyasına kazandırılmalı.