Cesur Yeni Dünya adı gibi yepyeni ve insanın namus, moral, duygu, din gibi sınırlarından ayırılmış yazarın deyimiyle negatif bir ütopya anlatıyor. Esasında dümdüz okuduğunuzda anlatılan ve tasvir edilen dünyanın hiçbir sorun olmadan işlediğini görmeniz mümkün. Ta ki, insanların seçim özgürlüğünün bu rahat çerçeve içerisinde tasvir edilen dünyada uyuşturulduğunu görene dek. Kitapla ilgili komik bir anekdot da şöyle kitabın yazarı Aldous Huxley çok beğendiğimiz 1984, Hayvan Çiftliği gibi kitapların yazarı George Orwell’in öğretmeni. Distopik kitapları okurken hep şöyle düşünmek gerek: Bu var mı? Varsa neresi?. Esasında günümüz Batı toplumunun kişisel kanaatimce inşaa etmeye çalıştığı toplum tasviri aynı bu romandaki gibi. İnsanları bolluk, bereket ve refah içerisinde yaşatıyorlar ama düşününce onlara düşünmeleri için çok fazla seçim şansı sunmuyorlar halkın da buna pek ihtiyacı yokmuş gibi davranması da cabası tabii. Aynı kitaptaki gibi bazı çevreler, kimseler toplumu aynı bir mühendismişçesine inşaa ediyor. Bunu Batı toplumlarındaki saplantılı siyasi seçimlerde görmemiz mümkün. Biraz sert ve net bir örnek olsa da İsrail ve Batı işbirliğini böyle açıklayabiliriz. Batılı devletlerin neredeyse tamamı bir çıkar işbirliği sağladığı için İsrail’in soykırımına göz yumuyor toplumu, medyayı, televizyonu, gazeteyi ve sosyal medyayı da bu yöne sokmaya çalışıyorlar. Halkları da zaten refah, barış ve güven içerisinde yaşadığı için yaşananlardan ve gerçeklerden uzak tercihler yapıp, anlamsız düşüncelere kapılıyorlar. Bir nevi Matrix’in mavi hapını ya da Cesur Yeni Dünya’nın somasını alıyorlar. Yani sözün özü şudur ki, kafanızda sorularla bu romana yaklaşırsanız daha verimli bir okuma deneyimi elde edersiniz.