Sadece bir mahkumun darağacına yürüyüşünün hikayesi değil, aslında “insan” denilen varlığın panoramasıdır. Ölümü bilen tek canlı olan insanın ölmeyecekmiş gibi yaşaması, öleceğini bilmeyen hayvanın ise ölecekmiş gibi yaşaması… Bu paradoksun izini süren kitap, bizi hayat ile ölüm arasındaki o ince, keskin ve kaçınılmaz çizgide yürütüyor. Hugo, idam mahkumunun sesiyle aslında her birimizin içindeki “idamını bekleyen insanı” konuşturuyor.
İnsanın ölüm korkusunu yenebilmesi için, belki de ancak “öldüğünü farzederek” yaşaması gerektiğini fısıldıyor satırlar. Dünya bir zindansa, insan burada hapsedilmiş bir mahkum; ölüm ise kaçınılmaz bir infaz. Dolayısıyla Hugo, idamı bekleyen kahramanı üzerinden “dünyayı” anlatıyor. Kitap, mahkumun daralan umutları ile insanlığın umuda tutunma çabası arasında köprü kuruyor. Her sayfada, Esaretin Bedeli’nden tanıdık o ses çınlıyor: “Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez.”
Hugo, sadece bir bireyin trajedisini değil, aynı zamanda Batı’nın maskelenmiş yüzünü de gösteriyor. Ön yargıların bir ruhsal hastalık değil; karakter meselesi olduğuna dikkat çekiyor. Böylece mesele bireysel bir trajediden çıkıp kültürel bir sorgulamaya dönüşüyor.
Romanın kuvveti ise yalınlığında. Cümleler ne gösterişe kaçıyor ne de laf kalabalığına boğuluyor. Tasarruflu ama zarif; sert ama dokunaklı. Abartıya başvurduğunda bile yerinde, dozunda. Hugo’nun kalemi bir yargıç gibi değil, bir cellat gibi değil; tam aksine, insanın en derin yerlerine işleyen bir vicdan gibi konuşuyor.
Üstelik bu sadece kahramanla kurulan bir empati değil. Satırlardan sızan Hugo’nun kendi iç dünyası, kendi yaşanmışlığı da okura yansıyor. Mahkumun duyguları ile yazarın duygu dünyası arasında kurulan bağ, okuyucuya çift yönlü bir empati deneyimi yaşatıyor.
Bir İdam Mahkumunun Son Günü, ölüm korkusuna karşı insana umut aşılayan bir kitaptır. Psikolojiye ilgi duyan herkes için bir klinik niteliğinde: Umudunu yitiren insanın iç çöküşünü, direnç gösteren insanın hayatta kalma savaşını sahne sahne anlatır. Son sayfasını kapattığınızda, “ön yargı nedir?” sorusunun cevabını da almış olursunuz.
Okuyun… Çünkü bu kitap sadece bir mahkumun hikayesi değil; hepimizin beklediği “son gün”ün provasıdır.