Bazen zihnimiz, küçük bir olayı defalarca tartar, olmadık ihtimalleri büyütür, “ya şöyle olursa?” sorularıyla kendimizi tüketiriz. Fazla düşünmek, aslında görünmez bir yük gibidir. Bedeni değil, ruhu yorar; günümüzü değil, geleceğimizi çalar.
Her şeyi en ince ayrıntısına kadar sorgulamak, bizi çözümden çok çaresizliğe yaklaştırır. Bir düşünceyi tekrar tekrar çevirmek, içimizde düğüm atılmış bir ipi çözmek yerine daha da sıkılaştırır. Sonunda farkına bile varmadan kaygı, huzursuzluk ve bunalım kapımızı çalar.
Oysa bazen en büyük özgürlük, düşüncelere mesafe koyabilmektir. Kendine şu soruyu sormak işe yarar: “Bunu düşünmek bana fayda sağlıyor mu, yoksa sadece beni yoruyor mu?” Cevap yorgunluksa, bırakmanın zamanı gelmiş demektir.
İnsanı bunalıma sokan şey çoğu zaman gerçekler değil, onların etrafında kurduğumuz senaryolardır. O senaryoları yazmayı bıraktığımızda hayat biraz daha basit, biraz daha hafif görünür.
Bazen en büyük cesaret, zihnini sürekli sorgulamalardan çekip huzura bırakabilmektir. Çünkü hayat, fazla düşünemeyeceğimiz kadar kısa, yaşayamayacağımız kadar uzun değildir.