Ömer

Ömer
@OmerAtli
Belki de dünya, başka bir gezegenin cehennemidir. Aldous Huxley
İyi geceler.
Hemen herkesle can ciğer olma. Onlar, hemencecik seninle arkadaş olmak isterler, sana karşı hoş, yumuşak görünürler, arkadaş görünürler, seninle çok ilgilenirler, derdi olan derdini açar sana, insanlar böyledir. Sen kendini hiçbir zaman açmayacaksın. Kapıp koyuvermeyeceksin. Tesirin o zaman iyi olur üzerlerinde. Ağır başlı davranacaksın. Eşkiyalıkta yanındakilere tesir şarttır. Bir zayıf damarını keşfederlerse ömrünün sonuna kadar rahat edemezsin. Onların yanında on paralık onurun kalmaz. İnsanları sözleriyle değil, hareketleriyle ölç! İnce Memed 1/Yaşar Kemal
Reklam
olur da kanatlanırsa kalbim gökyüzüne yazacağım gülüşlerini sen, büyük denizlerden görkemli el değmemiş çağlayan sen, dağlardan heybetli leke sürülmemiş heyecan bir kez daha vurulmak için yine geleceğim kapına ulvi koçu
Dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü Nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna Seninle öteleri ansırdık. Öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı Kedinin varlığı erişilmez kişilik Güneşli bir damda İçimizden gemiler kaldırırdın, Suyunu büyük şölenlerle tazelerdik Bayramımızdın. Kuburlukların bütün kişniş ve badem doluydu. Şimdi dar dünya Ölümün büyük hızı kesildi." Terziler geldiler. Ateş ve kan getirmediler. Hüzünleri kan ve ateşti ama. Uğultulu bir şey Ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar Kenti bir baştan bir başa dolaştım, tıs yok Bütün odalara dağıldılar. Sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş yerlerde kırpıntılar, "Oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar, düğmeler, ilikler iplik döküntüleri, kumaş parçaları, karanlık akşamüstleri ve sabahlar, dükkân tabelâları, kartvizitler..." Kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok.
Şiir
Günaydın:)
Çağın en büyük sorunu, artık kimsenin utanmıyor oluşu. Daha kötüsünü söyleyeyim; ayıp artık meşru bir zemin buldu kendine. Revaçta, popüler ve oldukça havalı bütün ayıplar.
Fazla düşünmenin sessiz yükü.
Bazen zihnimiz, küçük bir olayı defalarca tartar, olmadık ihtimalleri büyütür, “ya şöyle olursa?” sorularıyla kendimizi tüketiriz. Fazla düşünmek, aslında görünmez bir yük gibidir. Bedeni değil, ruhu yorar; günümüzü değil, geleceğimizi çalar. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar sorgulamak, bizi çözümden çok çaresizliğe yaklaştırır. Bir düşünceyi tekrar tekrar çevirmek, içimizde düğüm atılmış bir ipi çözmek yerine daha da sıkılaştırır. Sonunda farkına bile varmadan kaygı, huzursuzluk ve bunalım kapımızı çalar. Oysa bazen en büyük özgürlük, düşüncelere mesafe koyabilmektir. Kendine şu soruyu sormak işe yarar: “Bunu düşünmek bana fayda sağlıyor mu, yoksa sadece beni yoruyor mu?” Cevap yorgunluksa, bırakmanın zamanı gelmiş demektir. İnsanı bunalıma sokan şey çoğu zaman gerçekler değil, onların etrafında kurduğumuz senaryolardır. O senaryoları yazmayı bıraktığımızda hayat biraz daha basit, biraz daha hafif görünür. Bazen en büyük cesaret, zihnini sürekli sorgulamalardan çekip huzura bırakabilmektir. Çünkü hayat, fazla düşünemeyeceğimiz kadar kısa, yaşayamayacağımız kadar uzun değildir.
Reklam