Kitap bir önsözle açılıyor. 27 Kasım 419 İ.K.Ç. (İnsanın Kardeşlik Çağı) diye bitiriyor Anthony Meredith bu önsözü.
1912’de ‘sosyal felsefeci eski nalbant’ Ernest Everhard ve sonradan eşi olacak Avis Everhard ile tanışırız. Avis Everhard’ın bir ağaç kovuğuna sakladığı ve yüz yıllar sonra bulunan yazılardır okuduklarımız. Anthony Meredith yedi yüz yıl sonrasından Avis Everhard’ın yazdıklarını değerlendirir önsözde ve dipnotlarda.
Bütün her şey oligarşinin elindedir. Ordu, basın, din… Hepsi işçilerin adeta robotlaştırılması için kullanılan bir araçtır sadece. Ernest’in sosyalizmle ilgili görüşleriyle uyanış yaşayan bilim ve din insanlarının (Avis’in babası John Cunningham ve Piskopos Morehouse) oligarşi tarafından nasıl cezalandırıldığını görürüz. Önce ellerindeki her şey alınır. Meslekleri, paraları, evleri… Akıl hastanesine kapatılırlar. Türlü işkencelerden sonra da izleri bile kalmaz
Genel Grev sayesinde bir dünya savaşının eşiğinden dönüldüğünde sosyalizmin gücü daha iyi anlaşılır. Ancak sosyalistler seçimlerde oy alsalar da, oligarşi onlara hakkını vermemekte kararlıdır. İşçileri kast sistemiyle böler oligarşi… Grevleri ülkeyi etkileyecek iş kollarına daha fazla hak vererek onları susturur. Geri kalanlar daha zor koşullarda ‘ölmemeye’ çalışır artık. 1913’te sonun başlangıcına tanık oluruz. Artık oligarşi ile uçurum insanları arasında savaş başlamıştır. Bu savaşın gerçekte kazananı olmayacaktır ama kaybedeni çok olacaktır!
Kitap 1909’da yayınlanmış. Ama olaylar 1912’den itibaren anlatılıyor. Distopya olarak başlayıp bitiyor ancak önsözde yedi yüz yıl sonra her şeyin ‘olması gerektiği hale geldiğini’ okuyunca ütopyaya evrildi benim gözümde. Kitabın son cümlesi yarım kalsa da umudu yerle bir etmiyordu.
Birçok distopya yazarına ilham olan Jack London’ın gelecekle ilgili öngörüleri de vardı. Örneğin daha Rus devrimi olmamışken şöyle bir cümle geçiyordu dipnotta: “Devrimci Mangalar, kısmen Rus Devrimi’ndeki Savaş Birlikleri model alınarak kurulmuş ve Demir Ökçe’nin bitip tükenmek bilmeyen çabalarına karşın üç asır yaşamıştır.”
Altını çizdiğim çok yer olsa da, en sevdiğim, çok anlamlı bir cümleyle bitireyim:
“İnsanın karnını doyurana kadar ruhuna yardım edemezsiniz.”
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Normalde İş Bankası Yayınları’ndan çıkan Jack London kitaplarını Levent Cinemre çevirisiyle okuduğumda, kitaba, yazıldığı dönemdeki tüm bilgilere hakim olurdum. Ancak bu kez önsözdeki İ.K.Ç. (İnsanın Kardeşlik Çağı) olarak verdiğim bölüm İ.K. olarak kalmıştı, parantez içinde açılımı yoktu. İnternette ararken Yordam yayınlarının alıntısında ne olduğunu bulabildim. Oradaki Yeşim Dinçer imzalı Jack London biyografisi ise çok daha doyurucuydu.