·192 syf.····Okunma: 28 Ağustos 2025 00:44 Çağdaş Türk Edebiyatı’nda ayin temelli korku, gerilim, bilimkurgu ve düşsel kurgu anlatılarına yenilikçi bir soluk getirme arzusundadır. Bu seçkideki her bir öykü, ayin motifini modern anlatım biçimleriyle harmanlarken; aynı zamanda farklı kültürel pencerelerden yansıyan kadim bilgi ve travma temalarını irdeliyor. Kalemlerin kimisi Erlik Han gibi geleneksel figürleri çağdaş bir yeniden yorumla ele alırken, kimisi X kromozomu ya da frekans gibi bilimsel kavramları mitolojik temalarla harmanlıyor. Ortaya çıkan tablo; bazen büyülü, bazen rahatsız edici, bazen de derin düşüncelere sevk eden bir anlatı evreni sunuyor. Seçki, kültürler arası geçişkenliğin ve türler arası melezliğin edebi sahadaki yansımasına güçlü bir örnek oluştururken; okuyucuya, “mitoloji yalnızca geçmişin değil, geleceğin de şifresidir” dedirtiyor.
Udagan'ın Şarkısı (Funda Özlem ŞERAN); Türk mitolojisi temalı korku gerilim öyküsünde bir şaman soyun günümüze kadar gelişini ve Amazonlar gibi anaerkil bir yapı içinden X kromozomu üzerinden kuşak kuşağa aktarıldığını görüyoruz. Öncelikle Türk Kozmogoni'sinde Gök Tengri asla resmedilmez. Ülgen, Mergen ve Kızagan ise Kayra Han'ın oğullarıdır. Kalemin farkı yanı ise Erlik Han'ı şamanlarla bağlantılı bir Tanrı olarak yorumlanmıştır. Başarılı kalemden beklemediğimiz hayal kırıklığı ise Türk Edebiyatı yerine Türkçe Edebiyatı kavramı kullanmış. Peki aynı durum da Kürt Edebiyatı yerine Kürtçe Edebiyatı mı demeliyiz. Edebiyat, adını ulustan alır.
Ağaç Kapısı (Özlem ERTAN); Sıkıcı ve durağan bir şekilde başlayan öyküde, Göktanrı inancındaki doğanın muhakemesiyle öyküde kırılma noktasını görüyoruz. Batı Anadolu'da geçen öyküde Göktanrı inancının doğa unsurunu Helen Panteonu'ndaki Gaia ve satyrler ile adlandırılmıştır. Helen Panteonu seçildiye Eşref ve Hatice yerine de Helen Panteonu'na inanan Helen karakterler seçilirdi. Göktanrı inancındaki doğa unsuruna en uygun ise Umay ve Yapanay seçilirdi.
Dördüncü Katman (Ercan AKBAY); Küresel çaplı bilimkurgu öyküsü, sıkıcı ve durağan yapıda yazıldığı için ilk sayfalarda okurlar sıkılabilir. Öyküdeki kırılma anı da bulunan aygıtta tuşlara basınca işitilen müzik sesi, öyküdeki merak duygusunu harekete geçirdi. Kumanda benzeri aygıtla boyut kapısının açılması, frekans denilen fizik kuramı kullanarak bilimsel bir zemine oturtunulması mantıklı olmuştur. Öyküde kurbanın kulağını kesip yeryüzüne bırakan yeraltı cemiyetinin amacı ve ritüelinin makul anlamı, öykünün sonunda geride kalan merak kırıntısıdır. Üzerinde durulursa başarılı bir eser olur.
Oldu ve Bitti (Murat BAYKAN); Türk Mitolojisi temalı korku gerilim öyküsünde Alkarısı, Özgür'e musallat olduğu için Özgür de onu kontrol altına almak için demir şişi onun memesine batırdı. Bir yanda Türk Mitolojisinde Al Karısı, diğer yanda demir şiş motifiyle Kürt mitolojisi izi, hatta Alkarısı'nın Tengri'yi değil Frig tanrıçası Kibele'ye itaat etmesiyle Frig Mitolojisi izini gösteriyor. Öyküde üç mitolojinin harmanlanması mantıksız gelse de korku gerilim çeşitliği için önemli unsurdur. Burada verilen mesaj her ne kadar fantastik olsa da geleneklerimize bağlı kalmalıyız. Yani büyüklerin bu konuda fikirlerine saygı duyup yerine getirmeliyiz.
Pacta Sunt Servanda (Uğur KILINÇ); Öncelikle öykü adının Türkçesi “Verilen söz tutulur.” olup da Hellen-Latin mitolojik korku öyküsünde Blaundus Antik Kenti'nde yapılan kazı çalışmaları sonucunda bulunan Ceres taşsınıyla öykünün kırılma anı gerçekleşir. Bu taşsın ve hatta öykünün birkaç satırında sonra geçen sikke ile öyküdeki heyecanı atmosferi oluşur. Öyküde heyecanı, merak ve sürekleyicilik takip etse de Türk kültürüne ait olmadığı için kimi okurlarca kısmen beğenilen bir öykü olur.
Peri Ayazması (Mehmet Berk YALTIRIK); Sıkıcılık ve durağanlık ön planda olduğu öyküde; korku gerilim havası yaratmak için gereksiz ayrıntılara girmek yerine Cermenler'in neden Rumeli'ye geldiğinde dair bir rivayetten bahsedilebilir. Bizdeki cin kavramı, Hristiyanlık'ta düşmüş yani karanlığa karışmış melek figürü vardır. Belki de mavi kan teorisi üzerinde Hristiyanlar, Şemhazail'i yeryüzüne çağırmak için Rumeli'ye gelebilirdi. Öyküde cinlerin söylediği ritüel şarkısının perde arkasına da değinilebilinseydi öyküde etkileyici olurdu.
Sarı Yılan (Aslıhan KOCABAL); Mitolojik öyküde türkülerle birlikte Alkarısı'nın yarı insan yarı cadı olan kızı Melek'in insanlar tarafından büyütülüp yetişkin hale gelince insanla evlenip cadılık yani Alkarısı genleri insan gen havuzuna dahil etse de Zühre'nin babası erkek olduğu için bu genler ona geçmemiş. Yani X kromozomu üzerinde Zühre'ye geçmiştir. Öyküde Melek'in suçu yoktur. Ondaki olağanüstü durumu anlamak yerine onu dışladılar. Aslında Melek ile konuşulsaydı ne çocuklar ölürdü ne de meme iltihaplanmasından ölmezdi kadınlar. Öyküdeki türküsel ritüeller, öykünün dinamiğini zedelliyor.
Yad'Eller (Murat Saim DURAL); Öyküyü okuduğumuzda ilk etapta durum öykücülüğünden dolayı kurgudan koparılabiliyorsunuz çünkü kurguyla alakalı olmayan gereksiz ve karmaşık ayrıntılarla öykünün kalitesini yok ediliyor. Yarı şamanik olan Yad'Eller'in yedi evresinin adları Ugor diline ait olması gerekirken farklı dillerden kavramlarla adlandırılmış. Coğrafyadan dolayı bu adlandırma mantıksız gelse de kalemin penceresinde bakıldığında kültürlerin ortak bir ruhtan beslendiği anlatılmaya çalışıyor. Kalemin öykülerindeki en ilginç ayrıntı ise adet görme kavramı çevresinde dönüp duruyor. Bir erkeğin buna yoğunlaşmasına anlam aramak imkansız çünkü bütün kadınların bu adet görmelerinden nefret ettiklerini az çok tahmin ediyoruz.
Vadi (Zeynep ÇOLAKOĞLU); Küresel çaplı öyküde; müziğin, insanlık tarihi boyunca insanları etkisi altına alıp hayal denilen vadiye sürüklediğini biliyoruz. Kimileri hüzünlü ezgilerle anıları yad erken kimileri de neşeli ezgilerle hayaller kurabiliyor. Öyküde Radoslav'in son parçayı neden tamamlamadığına dair izlenimleri, dedesinin Ela'ya bıraktığı mektupta yüzeysel anlayabiliyoruz. Bunu kurguyla bize anlatılsaydı etkileyici bir atmosfer oluştururdu. Öykünün genelinde sıkıcılık ve durağanlık hakimdi...
Acemaşiran (Ömer Faruk YAZICI); Öncelikle öykünün adının Türkçesi "Pers Küyü'nün onuncu yorgası" olup da öyküde bir tarikatın cinlere ve şeytanlara, eşcinsel oğlanları kurban ederek bir ritüel gerçekleştiriyorlar. Öyküyü Osmanlı Türkçesi ile yazmak yerine bu ritüelin perde arkasını ve insanların arasına sızan cinlerin öykülerine değinilseydi etkileyici bir atmosfer oluşurdu. Türk okurları, Osmanlı dönemindeki karma dil yapısına tam anlamıyla nasıl hakim olacak ki böyle öyküleri okuyup öykünün üzerinde derinlemesine düşüncelere dalacaktır.
Bütüncül olarak değerlendirildiğinde, seçki edebi gücünü zaman zaman tutarlılık ve derinlikten ödün vererek zayıflatmaktadır. Bazı öyküler (örneğin Udagan’ın Şarkısı veya Oldu ve Bitti) güçlü bir mitolojik arka plan inşa ederken anlatı tercihleri veya kavramsal kaymalar sebebiyle eleştirel bir okuma karşısında sarsılmakta; bazı metinler (Peri Ayazması, Vadi) ise durağan anlatımı ve atmosferi inşa etme konusundaki eksiklikleriyle okurda beklenti düşüklüğüne yol açmaktadır.
Mitolojik yapıların doğru yorumlanması, kültürel kaynaklara sadakat, anlatım dilindeki tutarlılık ve edebi atmosfer yaratımı gibi yönlerden bazı öyküler dikkat çekerken (Dördüncü Katman, Pacta Sunt Servanda), bazıları ise bu dengeyi kurmakta zorlanmaktadır. Öte yandan seçkinin sunduğu en büyük artı, farklı yazarların mitolojiye ve spekülatif kurgulara dair bakışlarını bir araya getirerek disiplinlerarası ve çok katmanlı bir okuma deneyimi sunmasıdır.
Ayinler Kitabı seçkisi edebi olarak bütünlük ve evrensel açıdan güçlü bir eser olmaktan uzak görünse de, mitoloji ve spekülatif kurguları sevenler için farklı mitolojik katmanları keşfetmeye olanak tanıyan, tartışma zeminleri oluşturan ve Türk spekülatif kurgu yazınına katkı sağlayabilecek özgün bir denemedir. Yorumlarımın ışığında söyleyebilirim ki bu seçki bazı okuyucular için tatmin edici bir mitolojik keşif olabilirken bazıları için ise anlatı boşlukları ve anlam kopuklukları nedeniyle eksik kalabilir.