Kitabı okurken defalarca durup düşündüm: *“Ben başka bir karar alsaydım bugün nerede olurdum? Acaba yaşadığım hayat mı benim için doğru olan, yoksa kaybettiğimi sandığım ihtimaller mi?”*
Satırların arasında ilerlerken, aslında hepimizin içinde taşıdığı o görünmez “keşke”leri fark ettim. Hepimizin geride bıraktığı, seçmediği yollar, belki de hiç bilmediğimiz ihtimaller var. Kitap bunu öyle sade ve güçlü bir şekilde anlatıyor ki, bazı sayfalarda kendimi karakterin yerine koyarken buldum. Onun hissettiği kararsızlığı, pişmanlığı, özlemi ben de derinden hissettim.
Beni en çok etkileyen şey, hayatın aslında siyah ya da beyaz olmadığını fark ettirmesiydi. Kitaptaki iki yaşamdan hangisinin daha mutlu, hangisinin daha doğru olduğunu seçmek imkânsızdı. Çünkü her birinin içinde hem güzellikler vardı hem de yaralar. O an şunu anladım: belki de önemli olan “daha iyi” bir hayat bulmak değil, yaşadığımız hayatı sahiplenmek ve ona anlam katabilmek.
Okurken kalbimde hep şu duygu vardı: *“Belki de mutluluk, büyük kararların sonucunda değil, küçücük anların içinde gizlidir.”* Bir bakış, bir tesadüf, bir cesaret anı… İşte bunlar bütün hikâyeyi değiştirebiliyor.
Son sayfayı kapattığımda hem biraz hüzünlü hem de huzurlu hissettim. Hüzünlüydüm çünkü kitap bana kaçırdığım ihtimalleri düşündürdü; huzurluydum çünkü aslında şu an yaşadığım hayatın da kıymetini fark ettim. “İki Hayat Arasında” bana şunu öğretti: geçmişin ihtimallerinde kaybolmak yerine, bugün elimde olanı sevmeyi öğrenmek en büyük özgürlükmüş. Çok güzel bir kitaptı, mutlaka bir şans vermelisiniz. İki Hayat ArasındaJessica Shirvington