Okuduğum en iyi beş kitaptan biri. Sadece iyi mefhumuyla açıklanamaz. Çok sıcak, çok samimi ve çok bizden. Bizden derken benim hayatımı anlatmıyor. Bana ait bir sosyallik, bana ait bir aile yahut bana ait bir dostluk menkıbesi anlatmıyor. Ama öyle bir kitap ki çoğu yerinde göz yaşı döktüm. Şimdi diyeceksiniz ki ee o zaman bu iş nasıl oldu? Haklısınız. Bence bu kitap bende eksik olan bir hayat anlatıyor. Eksik olan bir aile kültürü ve dostluklar hikayesi. Eksik olan mekan insan ilişkisi. Eksik olan tahsil kültürü. İmrendiğim bir Ankara vardı. Ve o Ankara ancak bu şekilde tam teşekküllü anlatılabilirdi. Sanırsam bundan ötürü kendime çok yakın hissettim. Benim hayatımdan ve içinde bulunduğum ilşkisellikten bir o kadar uzak ama hayallerim ve içimdeki boşluklar kadar da yakın.
Ankara demek dostluk demek. Cumhuriyet demek. Yeniden doğuş demek. Adeta bir uygarlaşma modeli ve membaı demek. Ankara tahsil demek. Ankara demek sanat, kültür demek. Ankara demek orta direk demek. Ben demiyorum; Bige Hanım diyor. Bence bunun da ötesinde Ankara demek bir huşu demek. Adeta şu an benim içinde bulunduğum ruh hali…
Kısacası bu kitap içimde tertemiz bir boşluğun olduğu yumuşak bir dokuya temas etti. Bende yeni bir his ve doyum noktası ortaya çıkardı. O boşluk öyle bir boşluk ki nasıl olduysa bu eserle doldu ve müthiş bir zevk kattı bedenime ve ruhuma. Halbuki hâlâ boş ama işte bu eser şu sıralar akşamları yahut sabaları Ankara’nın mevcut serinliği gibi bedenimi ve ruhumu tatlandırdı.
Bige Güven Bige Güven Kızılay