Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.
4/10
Merhaba ^^ Spoilersız anlatmak isterdim de mümkünatı yokk Kitabın genel konusuna değinecek olsam da daha çok ne hissettirdiği ve beni rahatsız eden kısımlar hakkında yazacağım. Okuduğunuz dönem ve yaşadıklarınızı birleştirince sizde farklı hisler de oluşturabilir tabiki. Bunlar her incelemem de olduğu gibi bana düşündürdürdükleri +Okuduğum dönemde bana kattıkları. Aslında kitabı yarım bırakmıştım. Sonrasında müzesine yolum düştü. Müze inanılmaz bir etki bıraktı. "Müzeler gezmek için değil hissetmek ve yaşamak içindir." diyor kitapta Orhan Pamuk. O his bana geçti hatta kitaba devam etmemi de sağladı . Herkesin okuduğu başlangıç cümlesi ve devamında da söylenen muazzam cümleler kitabı okuyana kadar hoştu. Karakteri tanıdıktan sonra rahatsız edici oldu. Neden mi? Şöyle başlayayım: 100 gr kestane aldığınızı düşünün, lezzetli bir şekilde yerken birden bir tanesi ağzınızda kekremsi bir tat bırakır ya.. Sonra tam düzelir bir tane daha.. Diğerlerinin tadını da mahveder. Bu kekremsi tatlar kitabın edebi diline rağmen rahatsız edici bir etki bırakıyor. Birinci kekremsi tat: Nesne fetişizmi. Kemal yalnızca Füsun'u hatırlamak için nesneleri biriktirmiyor. Onun yokluğunu da bu şekilde telafi etmeye çalışıyor. Bu açıdan romanın tamamı, adeta nesne fetişizminin müzeye dönüşmüş hâli gibi. Evet, kitapla müzenin kolektif olarak ilerleme fikri özgün ve etkileyici. Ta ki bu boyutuyla düşünene kadar. "...Bir zamanlar sizin televizyonun üzerinde aynen böyle bir köpek biblosu vardı." "Onu da çalıp götürdün." "Çalmak sayılmaz. Annen de, baban da, hepiniz, ilk yıldan sonra biliyordunuz." sy:452 Bir de çalıyor bunları. Bu kısım güldürmüştü beni. Ev halkının fark etmesi ve kimsenin tepki vermemesi.. :) Acaba Kemal'in kleptomanisi (zenginlerin hırsızlık yapması) mi vardı? Hayır hayır.. Bunu öylesine yazdım. Kemal obsesif birisiydi. İkinci kekremsi tat: Bekâret. Bunun avrupai olmakla ilgisinin olduğundan bahsedilip uzun uzadıya anlatılıyor. Gınaa geliyor!.. Her zaman ve dönemde olduğu gibi yalnızca kadınlar üzerinden dönen iğrenç dedikodular mide bulandırıyor. Üçüncüsüyse kadının cinsel obje olarak görülmesi. Aşkın tanımını bu kitaba göre yapacak olursak cinsel arzuyla başlayan ve takıntıyla devam eden bir hastalık diyebiliriz. ("Çıplak ete kavuşan aşk sandı.") Eveet harika alıntıları olan kitabımızın aşk tanımı budur ama ben rica ediyorum bu kitaba "aşk" hikâyesi diyip de bu kelimeyi böylesine aşağılamayın. Tanım herkese göre tabiki değişebilir ama kesinlikle bu değil. Ee güzel bir şeylerden de bahset diyorsanız (biliyorum daraldık bir de okurken düşünün) edebi dili ve İstanbull içinize işliyor. Gerçekçi bir şekilde aktarılmış bu yüzden karaktersiz, ikiyüzlü, haysiyetsiz Kemal'den rahat rahat nefret edebiliyorsunuz. (Bu duygularımın sebebi onu seven kişiye yaptıklarının dışında kadına bakış açısı.) Keşke Füsun kendini harcamayıp hayallerinin peşinden gitseydi. Bir kadın olarak güzelliğinden ziyade duruşuyla, başarısıyla ve zekasıyla var olsaydı. Onun gözünden de bu hikâyeyi okumayı isterdim. Kemal şu sözleri söylemişti: "Gerçekten Füsun'u anlıyor muydum? Önemli olan aşık olduğumuz kişiyi anlamaktır elbette. Bunu yapamıyorsak, hiç olmazsa anladığımızı sanmak da iyi bir şeydir." sy:329 Füsun'u ne kadar anlıyordu bilemeyiz. Bu yüzden yazarın da dediği gibi "Bir tek Füsun'u görmeyi, onu dinlemeyi çok isterdim." sy:493 Ben de isterdim.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
·
460 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
asla katılmıyorum