·510 syf.····Okunma: 01 Eylül 2025 17:50 Sloven bir yazarın kaleminden çıkan Fedailerin Kalesi Alamut, tarihin en sisli köşelerinden birini gün yüzüne çıkarıyor.
Yazarın Orta Doğu kökenli olup olmadığını merak ettiren konuya hâkimiyeti, beni hayrete düşürdü. Sonraları öğrendim ki, bu eser dostlarının bile "çeviri" sandığı, ama aslında on yıllık titiz bir araştırmanın mahsulüymüş.
Roman, İsmailî öğretisini, kendisini peygamber ilan eden Hasan Sabbah’ın gölgesinde şekillenen bir dönemi anlatıyor. Tek emriyle kalenin tepesinden kendini atan fedailer, göğsüne hançer saplayan müridler, Alamut’un sözde cennet bahçelerine kendini feda eden fedailer, ince ince işlenmiş suikastler ve o suikastçıları yetiştiren gizemli mekanizmalar ve her şeyden habersiz cennet kızları...
Anlatım asla sıkıcı değil. Aksine, hem çok kapsamlı hem de titizlikle işlenmiş.
Ancak ne kadar büyüleyici olsa da, eserin sonu beni hayal kırıklığına uğrattı. *Spoiler uyarısı!* İçten içe İbn-i Tahir ile Halime’nin bir gün karşılaşıp birbirlerine âşık olacağını bekledim. Belki de Tahir’in, Nizâmülmülk’ün onca merhametinden sonra Hasan Sabbah’a son darbeyi vuracağını hayal ettim. Ya da Hasan Sabbah’ın nasıl bir sonla tarihten silindiğini görmek istedim. Ama roman bu ihtimalleri suskun bıraktı.
Fedailerin Kalesi Alamut, sadece bir tarihi roman değil; inancın, iktidarın ve fedakârlığın sınırlarını sorgulatan güçlü bir eser. Eksik bıraktıklarıyla bile tam bir kitap