Puan vermedi·103 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Eylül 2025 00:00 Her bir öykü bir kum tanesi gibidir ve dünyanın ayrı noktalarındadır. Başı yok, sonu yok. Belki de sadece Borges'in öykülerini değil, tüm yazılmış öyküler hakkında neden bunun demeyelim ki?
Borges'in öykülerine dönelim. Her bir öykü beni uçsuz bucaksız yerlere götürdü. Hayal, gerçek sorgulamaz oldum. Bazı öykülerde zorlandım tekrar tekrar okudum. Başından beri biliyordum Borges'i anlamak demeyeyim, Borges'e ulaşmanın zor olduğunu. Borges kelimeleri yan yana getirdiği zaman çok şey anlatır. Bunu çok az kelimeyle yapıyor. Yaşadığı dönemin, Güney Amerika olsun başka kıtalar olsun usulca döküyor önümüze acele etmeden. Bir filozof gibi, gayet entelektüel biçimde yansıtır. Fakat bir fark vardır: Borges'te kibir görmeyiz.
Kimi zaman oturup gençliğimiz veya yaşlılığımız ile karşılaştırıyor bizi, kimi zaman tüm dünyayı etkileyecek bir kongrede oluyoruz. Hayal mi gerçek mi hiç mi hiç sorguladan devam ediyoruz. Daha doğrusu ben ediyorum. Borges'in kalemine ve hayal gücüne baktığımız zaman, öykülerin konusuna değinmek, ne anlattığı üzerine konuşmak ne olursa olsun Borges'i anlatmaya yetmeyecektir. Okuduğum ilk kitabı olan Kum Kitabı'nın ileriki dönemlerde tekrardan okunması gerektiğini düşünüyorum. Yazının ilk kısmında bahsettiğim gibi, gerçekten de öyküleri birer kum tanesi gibi düşünebiliriz. Kimi avucumuzda kalır, kimi düşer ve onu bulmamız imkansız hale gelir. Başı sonu yok yani.
Kitapta şaşırdığım bir kısım ise kitapta bir öndeyiş yerine sondeyiş olması. Borges öndeyiş yazmayı mantıksız buluyor ve sondeyiş yazarak öyküleri hakkında kıymetli bilgiler veriyor. Bu kısa ve etkileyici öyküler hakkında daha çok şey söyleyebilir ve konuşabiliriz elbet. Fakat şu an açıkçası ne yazsam eksiktir bence. Kitaptan bir alıntı ile yazıyı bitirmek isterim:
"Sonradan öğrendim bu sözlerin kendisine benzemediğini, zaten söylediğimiz bize benzemez her zaman."
İyi okumalar.