İnsan, ancak bu ülkenin dışında, manevi bakımdan yüksek bir yerde durursa, bizim özümüzü ve biçimimizi görebilir. Akıl ve ruh proleteryasının en büyük akılsızlığı, akıl ve ruh burjuvazisinin nimetlerine kavuşacağına umarak onlara hizmet etmesi ve bu sırada kaçınılmaz istismar kanunları yüzünden zayıf aklını ve ruhunu da parça parça onlara kaptırmasıdır.
Sayıların çöplüğüne dönmüş bir ülkede sadece çalışmak istiyor. Sesi iliklerimizde. Özür diler gibi bir ses. "Çocuklar büyükler gibi konuşur sefaletten" mi diyordu şair!
Birbirimizi anlamak ve sevmek, artık bir eylemden çok, çaba gösterdiğimiz bir şey midir?
Ne yazık ki öyle bir aptallığın içinde, insanı küçük düşüren bir korunma güdüsüyle, bir elimizi ötekinde ısıtarak, sevme yetimizi yitirmenin eşiğinde, zamanı makinelerle ölçtüğümüz bir ruhsuzlukta çırpınıp duruyoruz. Biraz ağır bulunabilir ama kalbim böyle diyor. Yabancılaşmadan çürümeye doğru kanatlanmış bir çağ düştü payımıza. Eskiden kendimizi sevdiğimiz bir yalnızlığımız vardı. Artık kendimizi de sevmediğimiz bir yalnızlığımız var. Sadece korku soluk alıyor evlerimizde. Önce de söyledim, bir gün hepimiz bir taş masalına döneceğiz. Tüm bu yıkıma karşı, zavallı insanın tek bir varoluş olanağı var, hemen yanı başındaki öteki yalnız. Ben, insanın acısını insan alır demeye devam edeceğim.
Sevmek o kadar kolay ki, o kadar geniş zamanlı bir duygu ki... insanın kalbi bir mucize. Görmek gerek. Dedem Yunus'la bitirelim: Dil söyler kulak duyar / Kalp söyler kâinat duyar.