GÖKÇEN-3
GÜZ YAĞMURLARI
Yazarı: Loresima
Yayınevi: Ephesus
Sayfa Sayısı: 544
Merhaba. Serinin üçüncü kitabındayız. Bakalım neler olmuş.
Gökçen yaşadıkları yüzünden uyku ilaçları ile ayakta durmaya çalışırken etrafa iyiyim tablosu çizerken yalnız Murathan'ın yanında koyveriyordu ruhundaki yorgunluğu. Hastane tarafından raporlu olunca Murathan'ın da göreve gitmesi ile o da kendini annesi ve halası ile birlikte İzmir'de bulur. Görev dönüşü Murathan'ın İzmir'e gelmesi birlikte şehitliği ziyaret ettikleri kısım çok güzeldi.
Barbaros sonunda Bilge kuşuma açıldı. Öğretmenimiz korkuları yüzünden Barbo'yu bir tık üzmüş olsa da onlar için yeşil ışık yanmak üzere.
Süleyman ve Aybüke cephesinde ise işler ne kadar zor ve karmaşık gibi görünse de Süleyman'ın sevgisi bu işin üstesinden gelecek diyorum.
Alican ise Silopi'ye getirdiği kızı bir türlü aklından çıkaramaz. Bir yanda dağ evinde buldukları üstü başı pis kokan kız. Diğer yanda etrafa ürkek bakışlar atan kıvırcık kafa.
Hasan abinin oğlu Mete ile imtihanı tam gaz devam ediyor. 25 kuruş işi bitse bile çocuğun gözü yükseklerde.
Zülfikar ise hiç olmayacak birine tutulma yolunda ilerliyor. Kendince anarşist dediği kız ne gözlerinin önünden ne aklından ne yüreğinden çıkıyor. Sarı kafa, bal gözlü kadın Duru Giray; Zülfikar Şahin'in kalbine bodoslama dalmıştır.
Ve Emek... O sahne de bittim. Hele annesi ve babasının ona ulaşmak için çırpındığı senelerden sonra oğullarını şehit vermeleri...
Gerçekten zor... Hani kitapta da diyor ya annesi ölene öksüz, babası ölene yetim, derlerdi. Evladı ölene ne derlerdi? Çok zor... Allah ailelerine sabır versin. Mekanları cennet olsun. Vatan sağolsun!
Kitaptan Alıntılar
~"Bak, Gökçen hikâye atmış," dedi neşeyle.
Ekranda Gökçen'in yüzü yoktu. Sadece gözleri vardı. Yüzünün geri kalan kısmını geniş bir omuz gizliyor, Gökçen ise tek kolla bu omza sıkıca sarılıyordu Altına minik bir not yazılmıştı.
"Son présence est a côté de ma présence.
M."
Aybüke yazılanı anlayabiliyordu. "Varlığı, varlığımın yanında." M harfini açılımına gerek dahi yoktu.
~"Senin şu etrafındaki duvarlar..." dedi Süleyman gülerken. "Baktın mı son zamanlarda hiç? Açılmış mı bir kapı? İçeriye giriş imkânı var mı?"
"Yoksa ne yapacaksın?" Güldü küçümser bir ifadeyle. "Yıkacağım, de de güleyim."
Süleyman daha çok gülmüştü. "Yok, canım. Niye yıkayım? Uğraşıp o kadar dikmişsin." İlerledi ranzaların arasında. "Ama bir pencere açarsın belki, aydınlanır içerisi. Biraz hava falan alır." Gülüşü büyüdü. "Yıkmam ben sana ait olan hiçbir şeyi. Renk renk çiçekler koyarım pencerenin önüne sadece."
~"Ağacı yok eden aldığı darbeler değildir, Zehra," diyebildi en sonunda "Topraksız kalmasıdır." Zehra'nın bakışlarını yüzünde hissetti lakin dönüp bakmadı. Kederle baktığına emindi. Bu hüzünlü bakışları gördüğünde, içinde bir noktanın ezildiğini hissediyordu. "Ama bir ağaç hâlâ hayattaysa ve nefes alıyorsa bu, kendine tutunacak bir toprak bulduğu anlamına gelir. İster kendi toprağı olsun ister olmasın. Yerini sevsin, yeter. Yeniden büyür, dalları uzar, yeşillenir, çiçek açar, meyve verir." Bakışlarını Zehra'ya çevirdi. Tahmin ettiği hüzünlü bakışlar gözlerindeydi. "Kışın sonu bahardır, Zehra," dedi sakince. Kısa bir bakışın ardından yola döndü tekrar. "Yaprak döken, yara alan her ağaç için yeni bir şans demektir"
Gökçen 3Loresima