·304 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Eylül 2025 21:30 Bu inceleme biraz spoiler içerecek. Çünkü bu eser, bence spoiler vermeksizin değerlendirilemez.
Öyleyse başlayalım.
Kimsesiz bir çocuk şu Momo. Bu, onu toplumun hastalıklı zihniyetinden koruyor. Onun, saf ve temiz kalmasını sağlıyor. Dolayısıyla bütün psikosomatik hastalıkların nedeni olan o yargılayıcı iç ses, Momo’da hiç bir zaman oluşmuyor.
Momo bu yüzden insanları hiç yargılamadan dinleyebiliyor. Onları sadece anlamak için dinliyor ve bu da insanları tedavi ediyor. Çünkü bütün insanlığın yitirdiği temelde bu dinleyen fakat yargılamayan öz benlik. Hal sebepten aslında Momo, insanın özünü temsil ediyor. Dolayısıyla insanların öz sorgulamaları, öz farkındalıkları, hata ve hattaa öz denetimleri artıyor Momo’yu dinleyince. Çünkü her şeyin özünde durmak, dinlemek, düşünmek, anlamak ve anlaşılmak yatıyor.
Fakat insanların özlerinde bulunan bu olmak temayüllü farkındalık, insanları sahip olma temayülüne evirerek yönetmeyi ve sömürmeyi öngören kapital ben merkezli modernizmin işine hiç gelmiyor. Bu yüzden kapitalizm, Momo’yu direkt hedef alıyor. Kapitalizm, yani kitaptaki adıyla duman gri adamlar.
Yazarın kapitalizmin temsilcisi bu duman adamları; ağzında sigara, elinde çanta, gri tenli, siyah takım elbiseli ve şapkalı iş adamı kisvesinde, duygusuz ve gaddar olarak tasvir etmesi boşuna değil. Zira bugün bütün meslek kollarının ideal çalışan olarak sundukları tipleme tam olarak bu. Dolayısıyla duman adamlar, aslında modernizmin ideal insanı temsil ediyor.
İşe bu temsillerle baktığınızda aslında Momo insanın doğasını, doğal yönünü, dolayısıyla geleneklerini temsil ediyor. Hatta bu mantıkla Momo’un temsil ettiği şeye bir yönüyle din de diyebiliriz. Çünkü insanın doğasının, doğada yarattığı en doğal refleks dindir. Sanıyorum Momo‘nun İsrail karşısındaki Filistin ile özdeşleştirmesinin sebebi de bu benzerlikten kaynaklanıyor. Zira filistin halkı da Siyonizm’in karşısında aynı inanç ve amaçla duruyor. Filistin halkının duruşu da tıpki Momo gibi insana insanlığını hatırlatarak hayat veriyor. Onlara; yitirdikleri doğalarını armağan ediyor. Bu da duman adamların yani kapitalizmin ya da siyonizmin işine gelmiyor işte. Momo ile Duman adamların, Siyonistler ile filistinlilerin aralarındaki savaşın sebebi bu.
Şimdi hemen biri çıkıp “Filistin dini İsrail dinsizliği mi temsil ediyor. İkisi de bir dini temsil ediyorlar” diye itiraz edebilir. Evet temelde bakıldığında böyle görünüyor mesele ancak gerçekte İsrail Orta Doğu’daki kapitalizmin din kılıfına bürünmüş hali. Zira siyonizmin gerçekte bir dini yok. Kapital küresel sermayenin bir paradigması. Siyasi emellere hizmet ediyor. Bu yüzden hemen hemen bütün dinlerin kutsalı olan Kudüs’ü hedef seçiyor kendine. Kudüs, Momo, İslam… İsrail’in bütün kapital devletler tarafından neden desteklendiği de sanırım böylece anlaşılıyor…
Velhasıl kitap bir metafor cenneti. Alelade okuyucular için fevkalade bir masal kitabı, fevkalade bir hayal dünyası. Ancak masalın sırrına erenler için arı duru bir hakikat menbağı. Sembolik anlatımı ile adeta hayatın ta kendisi.
Eserde modern dönemde, olmak temayülünden sahip olmak temayülüne itildiği için mutluluğu yapay gerçekliklerde arayan ve fakat hiçbir zaman mutlu olmaya zamanı olmayan yalnız insanı bulacaksınız. Apartmanın bir dairesinde tek başına ölen teyzeyi, hayatı boyunca kimseyi sevemeyen yaşlanmış genç kızı, kariyer basamaklarını çifter çifter çıkmış ve fakat hayatın güzelliğine dair tek bir şey müşahede edememiş dolayısıyla insanlıktan mahrum kalmış zengin iş adamını, başkasının sahip olmak temayüllü hayallerini kendi hayallerine tercih ettiği için hayallerine ulaştığında boşluğa düşmüş entelektüel insanı, basiretten yoksun insanların hikmet satıcı olduğu toplumda sadece sayı olmuş nice modern insanı göreceksiniz. Ve tabi tüm bunların farkında olduğu için marjinal meczuplukla itham edilmiş o aciz insanı da… ancak bütün dünyanın o meczubun yüzü suyu hürmetine döndüğünü de böylece fark edeceksiniz.
Eser hakikaten kült olmaya layık. Bu zamana kadar okumadığıma hayıflanırken bu zamana kadar okuduklarımla ancak anlayabilmiş olduğumu da gösterdi bana. Bu yüzden geçen zamanın da bir hikmetinin olduğunu düşünmek icap etti.
Velhasıl, lafın özü: okuyun okutturun efenim.