Edebiyat tarihinde hem komik hem hüzünlü, hem kurgusal hem de gerçek görünebilen çok az karakter vardır. Gerçek hayata uyum sağlayamayan ve kendine rüyalar dünyasında yeni bir dünya kuran, hayatının anlamını arayan ve hedeflerine ulaşmak için çabalayan bir karakter - Don Kişot. Dünyayı olduğu gibi değil, görmek istediği gibi gördü. Bu dünyanın adamı değildi, çünkü kendi dünyası vardı ve içinde yaşıyordu. Gerçekliği değiştirme gücüne sahip değildi, ancak onu hayal gücünde başka bir anlamla doldurabilirdi. Başkaları için sıradan olan şeyler onun dünyasında farklı bir değere sahipti ve Don Kişot kendi ideallerini yarattı. Bu ideallerin gerçeklikle çelişmesi onu hem yüceltti hem de yalnızlığa mahkûm etti. Kendi dünyasında yalnızdı ve insanlar onu deli sanıyordu. Çünkü kabul görmüş kuralların, günlük mantığın, faydacılığın ve pragmatizmin çerçevesini yıkmıştı. Yine de ideallerinin ve ütopik hayallerinin peşinden sonuna kadar gitti. İdealizmi ne kadar saçma görünse de, aslında derin bir anlama işaret eder: İnsan hayatının değeri, kendi hayal dünyasında ona verdiği anlamla ölçülür. Don Kişot, gerçekliğin soğuk taş duvarlarını hayal gücünün sıcak renkleriyle boyamaya çalıştı. Kendi hayal gücüyle mutluydu. Mutluluğunu saf duygularla tattı. Hayal dünyasının çöküşü onun ölümüydü. Bazen insanı hayatta tutan şey, görünüşte çılgın bir rüyadır, bazen de onu öldüren şey tam da gerçekle yüzleşmektir. Çünkü hayatının anlamı hayal dünyasındaydı. Gerçeklikle barışık yaşayamazdı. Don Kişot tüm varlığını bir rüyaya adar, ancak hayallerinin ve hayallerinin çöküşüyle kendisi de parçalanır. Dolayısıyla, insanı hayatta tutan şey hayalleri ve arzularıdır. Aslında dünya herkes için aynıdır; güneş herkesin yüzüne doğar, zaman herkesin ömrünü ölçer ve hayat herkese benzer engeller çıkarır. Ancak bu dünyayı nasıl görüp yaşayacağımız herkesin kendi algısına bağlıdır. Her şey insanın hayal gücünde gizlidir. Mutluluk dış dünyada değil, düşünce biçimimizdedir. Don Kişot sadece inanırdı. İnandığının doğru olup olmaması onun için önemli değildi. Asıl mesele, inanmanın ona güç vermesi, onu hayatta tutması ve mutlu etmesiydi. İnanmak, hayatımıza anlam katar ve geçirdiğimiz anları değerli kılar.