·159 syf.····Okunma: 04 Eylül 2025 17:52 İnsanlarla bağ kuramayan, çabalayan ama özellikle ailesi tarafından çabasına karşılık bulamayan ve yalnızlıkla birlikte kendine dahil her şeye yabancılaşan bir karakterin hikayesi İnsanlığımı Yitirirken.
Japon edebiyatını az çok okuduğum kadarıyla bir genelleme yapacak olursam; maskelerle yaşayan, birbiri ile yakın ilişkide bulunmayan, gölge yanlarını gizli tuttukları müddetçe o gölgelerde var olmanın keyfini çıkarmaya çalışan bir toplum olarak değerlendirebilirim.
Yozo da böyle bir karakter fakat bunu içselleştirmeyen, samimi bir dürüstlük arayan, bulamadıkça da bataklığa saplanan biri. Kendine "soytarı" demesi ve ömrü boyunca toplumun ona biçmiş olduğu rolü farkında olarak oynası da bu düşüncelerimi destekliyor. Aslında kendi üzerinden bir toplum eleştirisi yapıyor. Soytarı yalnızca kendisi değil etrafındaki herkes çokyüzlü riyakarlar ordusu, hepsi birer soytarı...
Hiçkimseye hayır diyememesi, iradesini bir türlü kullanmaması, her şeyden özellikle insanlardan korkması onu ele geçiren güvensizlik duygusunun eseri. Kimseye karşı güven duymaması ise herkesin ikiyüzlü davranışlar sergilediği bir ortamda hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğuna dair kararı bir türlü veremiyor olmasına bağlıyorum. İyi ve kötüye, doğru ve yanlışa dair karar verememek, güven duyamamak insanın var olabilmesini de pek mümkün kılmıyor. Ve neticede ya bir ölü gibi yaşıyor ya da bir gerçek bir ölü oluyor...
Çok beğendiğim ve etkilendiğim kitaplardan biri oldu. Fakat esere değil de okuma kültürüne dair bir eleştiride bulunmak istiyorum. Manga ve anime çılgınlığı sebebiyle 10-18 yaş arası çocukların Japon edebiyatına dair merakları onları böylesine ağır depresyon, alkol, uyuşturucu, fuhuş gibi sıkıntılı şeyleri içeren kitaplara itiyor. Oysa 20 yaşından küçük kimselerin bu tarz eserler okumasını önleyici bir takım kuralların olması gerekmiyor mu?
Eseri çok beğenmeme rağmen sadece psikolojik olgunluğa sahip yetişkin kimselere tavsiye ediyorum.