Mütemadiyen duvara toslamayla, hayal kırıklığıyla sonuçlanmasına rağmen, hayallerden vazgeçmeyen, hayal aleminde yaşayan, gerçekliklerden kopuk “hayal arsızı” bir ailenin hikayesi…
Gerçeklikten kopmalarını en çarpıcı şekilde ailenin annesi Safiye dile getirmiş olabilir: “Sen görmek istemiyorsun… bu darlık bu bunaltı.. hissetmiyor musun? rutubet gibi çürütüyoruz birbirimizi., güve gibi yiyoruz…”
Oyunun üç bölümünde de kendilerini milyoner yapacak bir projeyle gelen baba Tarık (ki bu haliyle Satıcının Ölümü’nün Willy Loman’ı anımsatıyor), baba ve birbirleriyle devamlı tartışma-kavga halinde olan üç oğul, çocuklar arasındaki bağı sicim ipiyle tutturmaya çalışan anne Safiye, evden kurtulmak isteyen kız çocuk Sevda ve zihni bulanık paşa sevdalısı Büyükanne.
Büyükanne, Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar oyunundaki Saadet Nine’yi anımsatıyor zaman zaman, erkek çocuklardan Nihat ve Osman da zaman zaman Büyükannenin bu oyununa katılıyorlar.
Fakat gerçeklerden bu kadar uzak büyükanne de, ailenin birbirine itiraf etmekte zorlandığı kimi gerçekleri, (Sevda’nın topal olmasını, Fazıl’ın amele gibi giyinmesini) pat diye ortaya döküvermesi çarpıcı bir etki yaratıyor.