Puan vermedi·136 syf.····Okunma: 21 Ağustos 2025 22:34 Hiciv üstadı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kaleminden yine bol iğnelemeli, üzerine uzun uzun düşündürmeli bir kitap okudum. Yazardan okuduğum diğer kitapların aksine burada gönül işlerinden ziyade polisiye bir kurgu vardı. Fakat tema yine aynı: batıl inançlara & bağnazlıklara savaş açmak.
Kısaca konusundan bahsedeyim. Hikâye İstanbul’da geçiyor. O dönem tüm dünyayı kasıp kavuran bir İspanyol gribi var ve İstanbul’a da sıçramış. Fakat insanlar doktorların tüm uyarılarına rağmen öylesine bir teslimiyet ve cahillik içindeler ki, dua etmek ve hacı hocaya sığınmak dışında hiçbir önlem almıyorlar. Hâl böyle olunca da her gün bir evden cenaze çıkıyor. Bir gün mahalle zenginlerinden birine, Abdal Veli Hazretleri diye birinden bir mektup geliyor. Mektupta istenilen parayı vermezse tüm ailenin İspanyol gribine yakalanıp öleceği yazılı. Tabii mektubu yazan kişi evliya olunca bir kurt düşüyor akıllara ve asıl hikâye burdan sonra başlıyor… Daha fazla detaya girmek istemiyorum ve burada duruyorum
Sevdim mi? Çok sevdim. O dönem İstanbul’unun siyasi & sosyal durumlarını kurguya öyle güzel yedirmiş ki yazar, kitabı okurken bir yandan da tarihi yolculuk yapıyorsunuz (1919). Okumanızı tavsiye ederim.
#kitapalıntıları
“Gerçek din, akıl ve vicdanla yaşanır. Süsle değil, özle.”
“Bu yirminci yüzyılda çok sefil bir ortaçağ hayatı yaşadıklarından belki haberleri yoktu.”
“Daima kanunun üstünde ya bir hükümet ya da bir parti peyda olur. Su başlarını zorbalar alır. Onlara eyvallah diyerek boyun eğer, kanunu, insanlığı, insafı, vicdanı çiğneyerek gittikleri yoldan gidersen yaşardın, aksi halde geçim kapısı bulamazsın.”