Bazı kitaplar vardır, kapağını kapatırsın ama içindeki ses uzun süre susmaz… İşte Hakka Sığındık da öyle bir kitap. 130 küsür sayfalık kitap çerez gibi görünüyor olabilir değil mi, fakat hiç yenilir tutulur cinsten değil.
Din deyip de halkı kandıranlara karşı, aklın ve vicdanın kitabı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kaleminden çıkan Hakka Sığındık, aslında hepimizin bir yerlerden tanıdığı, duymaya alıştığı bir hikâyeyi anlatıyor: Dini kullanarak insanları kandıranlar, saf kalpleri sömürenler ve buna göz yuman toplum…
Bu mini öykü 1919’da yazılmış ama inanın bugün bile okurken “Yahu bu bizde de oluyor!” dedirten pek çok yerleri var. Çünkü mesele zamansız: Cehaletle, hurafeyle, sahte dindarlıkla mücadele. Yıldık artık bıktık usandık.
Hüseyin Rahmi öyle karakterler yazmış ki, sanki bugünkü mahallede yan komşumuz gibi. Hilebaz hocalar, ne dediyse inanan saf insanlar, içten içe şüphe edip de sesini çıkaramayanlar… Her biri o kadar gerçek, o kadar bizden. 100 yıl önce yazılan kitaplardan bir adım öteye gidememek sinir bozucu bir durum oluyor ama.. Okurken ben sinirleniyorum olanlara valla yalan yok. Kitapta halkın çaresizliğini fırsat bilen, dini menfaati için kullanan sahtekarları öyle güzel anlatmış ki Gürpınar... Hem öfkelendim hem de “bu hikâye hâlâ bitmemiş” dedim içimden.
“Gerçek din, akıl ve vicdanla yaşanır. Süsle değil, özle.”
1919’da yazılmış ama hâlâ güncel, ve bize hâlâ çok tanıdık. Özellikle din üzerinden oynanan oyunlara, sorgulamadan kabullenişe öyle dokunmuş ki… Ne yalan söyleyeyim, bazı sahnelerde kendimi bile sorguladım..…
“Hakka sığınmak, sahte şeyhlere değil; akla, vicdana, bilgiye sığınmaktır.” Bu cümle zaten hikayenin özeti gibi. Hüseyin Rahmi, dini yaşamanın şekilden değil özden geçtiğini anlatıyor. Sorgulamayı, düşünmeyi, aklı rehber yapmayı