Bu kitabı trenle yaptığım bir yolculuk sırasında okumuştum ve tam da bu yüzden bana çok anlamlı gelmişti. Tom’un babasının kaybıyla yüzleşmesi, içsel arayışa çıkışı ve yeniden kendini bulma süreci, benim de yolculuk esnasındaki düşüncelerimle örtüştü. Bu kitap aslında bir ruhun yeniden doğuşunu anlatıyor.
Tom’un çıktığı yolculukta, mistik Nepanthé kasabasında hayallerine ve kendine dokunan sembolik, yiğit bir eşeğe rastlaması; rüyalar ve sembollerle örülü bu sade ama içten romanı daha da özel kılıyor. Varoluşun anlamını sorgulatan satırlar, hayatın bir hedef değil, anın tadını çıkarmak olduğunu nazikçe fısıldıyor.
Hikâye kısa ama derin; bir oturuşta okunabilecek kadar akıcı, ama bittiğinde insanın içinde yankılanan izler bırakıyor.
Kesinlikle tavsiye ederim: hızlı okunuyor ama uzun süre akıldan çıkmıyor.
Ruhunuzu okşayan bir meditasyon gibi…