Birhan Keskin’in Fakir Kene kitabı, şairin şiir serüveninde çok özel bir yerde durur. İlk bakışta yalın, hatta sessiz görünen dizeler, aslında varoluşun en derin yaralarına, insanın en çıplak hâllerine dokunur. “Fakir” ve “kene” sözcüklerinin yan yana gelişi bile kitabın temel duygusunu özetler: yoksulluk, eksiklik, yapışıp kalan bir acı, tenin üzerinde inatla tutunan bir varlık gibi şiir de okurun içine yapışır ve bırakmaz. Keskin’in dili abartıdan uzak, neredeyse fısıltı hâlindedir; ama tam da bu yüzden, insanda yankısı çok daha kuvvetli olur.
Bu kitap, bir “büyük şiir” iddiasıyla gürültü yapmaz; aksine, küçük şeylerin, kırılganlıkların, sessizliklerin üzerine eğilerek şiirin en insani yönünü hatırlatır. Aşk, yalnızlık, ölüm, doğa, varoluş sancısı —Fakir Kene’de hepsi vardır ama yüksek perdeden değil, incelikle, yavaşça, içtenlikle. Birhan Keskin, bu kitabında da insana dair bütün halleri bir araya getirmeyi başarır: umudu da, umutsuzluğu da, kırgınlığı da, şefkati de aynı şiirsel evrende yaşatır.
Kendi hayranlığımı katarsam: Fakir Kene’yi okurken insan, yalnızca bir şairin dizelerini değil, kendi iç sesini duyar. Keskin’in şiiri, okuru “okuyucu” olmaktan çıkarır, onunla birlikte nefes alan bir tanığa dönüştürür. Bu yüzden Fakir Kene, Türkçe şiirde hem yalınlığın hem de derinliğin en güzel örneklerinden biridir; sessiz ama çok güçlü bir çığlık gibidir.