Kitap 2. Dünya Savaşı yıllarında Auschwitz Kampına düşmüş bir psikiyatri doktorunun öz yaşam öyküsü ile başlıyor.Kampta, insanlık dışı muamelelere maruz kalan doktor, hiç bir zaman umudunu kaybetmeden, hatta diğer tutsaklara da umut ışığı olarak acılar içinde de olsa yaşamını sürdürüyor. Doktorun kampta umudunu kaybetmemesinin en büyük sebebi eşine tekrar kavuşacağı güzel günleri hayal etmesi ve sevginin iyileştirici gücüne olan inancı.Kitabın ikinci bölümünde ise insanın hayatının anlamını bulmasına yardımcı olan Logoterapi yönteminin detayları yer alıyor.İkinci bölüm psikoloji, felsefe, sosyoloji, tıp alanına daha yakın kişilerin daha çok dikkatini çekebilir diye düşünüyorum.Kitabın sonlarındaki bir cümle inşallah başıma gelmez diye düşünmeden edemedim.Cümle insanın hayatının anlamını ölüm döşeğinde farketmesiydi.Ölüm döşeğine düşmeden hayatın anlamını bulabilmemiz dileğiyle