Gönderi

"Zenci de olsa o da bir insan."
Puan vermedi·208 syf.··
2025 18. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 06 Eylül 2025 15:51
Metin, Joseph Conrad'ın 1897 yılında yayınlanan, adı Narcissus olan bir İngiliz kuru yük gemisinde insanın trajik yazgısını, kimlik arayış ve tartışmalarını, ilişkilerdeki psikolojik ve sosyolojik tutumunu ele alan uzun hikayesidir. Bu hikayesiyle kendisi de bir denizci olan ve bundan dolayı denizdeki hayatı çok yakından tanıyan Conrad, yaşadığı çağın, yani Viktorya Dönemi İngilteresi'nin insan hakları, işçi ve ticaret politikalarını gemi metaforuyla eleştirir. Viktorya döneminin sonlarında İngiltere, artık hem teknolojik ilerleme ve sömürgecilik hem de kültürel gerilimlerin yaşandığı bir ülkedir. Bu bağlamda hikâye, ismiyle birlikte okurun zihninde bir açımlama yaratır. Bu açımlama hem mitolojik hem de çağdaş bir açımlamadır. Çünkü hikâye, isminde hem "zenci" kelimesini hem de "Narcissus"u barındırır. Hiçbir okur bu metne kadar bu iki kelimeyi yan yana düşünmemiştir ki hangi zenci narsist olabilir? Bu yüzden bir zenci ancak Narcissus'un zıttı olur ve onun öteki yüzünü ona yansıtır. Bu açıdan Conrad, gemiye Narcissus ismini seçmesiyle insanlığın benlik algısının alegorisini kullanıyor ama zenci kelimesini bir ötekinin yansıtması yaparak. Narcissus miti, Avrupalı öznenin kendine dönük bakışını, sömürgeci arzuyu ve kendi kırılganlığını açığa çıkarır. Gemi mürettebatı ya bu ötekiyle kucaklaşacak ya da Narcissus gibi suya gömülecektir. Burada Conrad'ın insanlığa karşı bakış açısının izleklerini süreriz. Conrad, bir sömürge İmparatorluğunda yaşayan kişilerin insan oluşu, ancak ötekiyi anlayarak, onunla kucaklaşarak ve sömürüye karşı gelerek ulaşabileceklerini düşünür. Trgedyalardaki metaforları kullanmayı çok seven Conrad, "gemi" metaforu ile de dünyayı imler. Kısacası ya hep beraber batacağız ya da hep beraber kurtulacağız. Hikaye eve dönüş yolculuğuna hazırlanan geminin Bombay'den mürettebat almasıyla başlar. Hikayenin ana odak noktası olan ve insan ilişkilerindeki psikolojik çatışmanın bir yansıtma aracı olarak seçilen hasta siyahi James Wait de bu limandan gemiye katılır. Conrad, baş karakteri James Wait üzerinden ırk, sınıf, güç ilişkileri ve insanın bencilliğine dair çok sert sorular sorar. Kolonyal kolektif bilinçaltında James Wait, kolonyal önyargının hedefi, siyahi bedenin beyaz Avrupalı bakış açısında yabancılaştırılmasının öznesidir. O, hastalıklı oluşuyla sürekli uzak durulması gerekendir ve hastalığı diğerlerine inandırıcı gelmez çünkü o, insan olmanın sınırlarının ötesindedir. Ötekinin hastalığını kabul ona merhamet duymayı gerektirir fakat gemide merhamet yoktur. Bu anlamda Yunan tragedyalarındaki "ölümü haber veren kehanet"tir. James Wait, hastalığı dolayısıyla sürekli sessizdir. Wait'in uzun süre susturulması, sesin ve sessizliğin bir iktidar alanı olarak kullanılan kolonyal dünyada sömürge öznenin susturularak ötekiliğe isyan edecek öznenin susturuluşudur; çünkü bu beyaz Avrupalının korkusudur. Geminin Londra'ya batmadan ulaşmasını sağlayacak olan da James Wait'in sessizliğidir. James Wait, ender konuştuğu zamanlarda gemide politik plan görünür olur ve mürettebat isyan etmeye yaklaşır. Beyaz Avrupalı tarafından siyahi tehdit olarak kodlanmıştır. Conrad, James Wait'e bir isim vermiştir fakat baş karakterini sürekli bir zenci ve hasta olarak tanımlamayı tercih eder. Bu tercihin arkasında kolonyal olanın kimliksiz olması yatar. Kolonyal olan kimliksiz ve hastadır. Gemi batmaya, James Wait ölüme yani yok olmaya yaklaşır. Dünyadaki ötekiyi sömüren imparatorluklar Narcissus'un kibrine sahiptirler ve bu kibir ötekiyi ezilmişliği içerisinde hasta eder, ölüme mahkum eder. Bu edebiyatta "Kara Narcissus" olarak tanımlanan kavramın hikâyede yazar tarafından kullanılışıdır. Hikayedeki diğer karakterler gemideki hiyerarşiye göre belirlenmiş kimlikler ve bu kimliklerle örülen sosyal temsillere sahiptirler. Kaptan Allistoun, güç, disiplin dayanıklılık ve gemideki otoritenin sağlayıcısı olmasıyla denizdeki sömürgeci yönetim tarzını; Birinci Zabit Mr.Baker, gemideki gerilimi yatıştırmaya çalışmasıyla bir denge unsurunu fakat değişime ve çözülmeye gözlemci kalarak ona etki etmeyen toplumdaki ara kuşağı; Singleton (Daniel Defoe'nun baş karakterlerinden biridir), kaos içerisinde ölüme yaklaşsa da ayakta kalmayı başaran geleneği, sömürgeci yönteminin kolonizatör figürünü ve imparatorluk idealini; Donkin ise sistem ve otorite karşıtı tavrıyla İngiliz toplumundaki alt sınıf tehdidini ve sınıf çatışmasını; Cramp ve Belfast, kimi zaman James Wait ile dayanışmalarıyla kimi zaman da ona karşı besledikleri önyargılarıyla toplumsal mikrokozmos içerisinde sömürgeci ideolojinin yeniden üretimini; aşçı Padmore ise, Avrupanın dindarlığını ve sömürgelerdeki misyonerlik faaliyetlerini temsil ederler. Hikâye isimsiz beş bölümden oluşur. Ama bir okur bu isimsiz bölümlere kolayca isim verebilir. Ben bir okur olarak şu isimleri verdim: 1. Gemiye Mürettebat Alınıyor, 2. Gemi Yola Çıkıyor, 3. Fırtına, 4. Fırtına Diniyor, 5. Kara Göründü (Londra'ya Varış). Biçim açısından bakıldığında yazarın, her bölümdeki sayfa sayısı ve olay yoğunluğunda bir denge gözetiği görülür. Genelde sayfa sayısı aralığı 40-50 olan bölümlerin sayfa sayısı yoğunluğu en fazla olan bölümü çatışmanın arttığı bölüm olan 3. Bölümdür ki yazar, bu bölümde gerçek bir fırtınadaki gibi sürekli gerilim ve hareket halinde bir anlatıma yaslanır. Fırtına, hikayede emperyal düzenin kırılganlığını ifade eder. Conrad, liminal bir mekân olarak seçtiği gemiyi toplumsal hiyerarşinin yeniden üretildiği bir alan olarak görür. Bu alan içerisinde yazar, hiyerarşik gerçeği açığa çıkarmamak için iç monolog tekniğini kullanır. Yazar, anlatıcının da mürettebatan olmasını tercih eder. Bu açıdan yazar kolektif bakış açısını en iyi yansıtacak olan "biz" anlatıcısını kullanır. Böylece mürettebatın kolektif sesiyle bireysel deneyim arasında gidip gelen bir anlatı yapısı kurar. Ayrıca yazar, anlatımda denizi ışık yansımaları üzerinden yaptığı benzetmeleriyle gotik bir atmosfer de yaratır. Deniz ışık yansımalarıyla kendini açığa çıkarırken, eylemleriyle mürettebatın psikolojisini ele veren bir unsura da dönüşür. Ezcümle Conrad, söz konusu hikâyesi ile sınırlı bir alanda yaşanan psikolojik ve sosyal dinamikleri tasvir etmesiyle dikkat çeker ve hem dönemin ırksal gerilimlerini hem de evrensel ölümlülük mücadelesinin arkasındaki insanın trajik yazgısını yansıtır. Bu uzun hikâye, okuyucuları tehlike ve iç gözlemle dolu bir deniz yolculuğunun merceğinden insanlık durumunu düşünmeye davet eder. Ayrıca hikâyeyi kuramsal çerçevede bize sunacak olan aşağıdaki metinleri yan okuma olarak tavsiye ederim: Bhabha, Homi K. The Location of Culture. Routledge, 1994. Said, Edward. Orientalism. Vintage, 1978. Fanon, Frantz. Black Skin, White Masks. Grove Press, 2008. Achebe, Chinua. “An Image of Africa: Racism in Conrad’s Heart of Darkness.” Massachusetts Review, 1977. Parry, Benita. Postcolonial Studies: A Materialist Critique. Routledge, 2004. Watt, Ian. Conrad in the Nineteenth Century. University of California Press, 1981.
Edebiyat
Narcissus'un ZencisiJoseph Conrad · Can Yayınları · 2021269 okunma
·
74 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.