Spoiler içerir!
"Kötü bir rüya,
Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkılıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir rüyadır.
Kötü bir rüya,
Her şeyi hatırlıyorum"
"Aklım paramparça olmuş hayallerimin kırıntılarıyla doluydu."
"Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum."
"Sessizlik yaşamımın çakıllarını, kabuklarını ve tüm darmadağın yıkıntısını çırılçıplak ortaya sererek çekiliyordu.Sonra, gerçekle hayalin sınırında, birden toparlandı ve kocaman bşr dalga gibi beni uykuya sürükledi."
Biraz Esther biraz Sylvia.
Sırça Fanus'un başlarını okurken açıkçası abartıldığını düşünmüştüm. Çok daha iyi kitapları okudum ama bu kadar ünlü bile değillerdi diye geçirdim aklımdan.Kitabın yarısından sonra asıl hikaye başlıyordu. Sylvia'nın şiirsel, mesafeli, sade ama sizi etkisi altına alan yoğun duygusal diline hayran kaldım.Kendimi düz yazılara daha yakın bulmuşumdur. Keşke daha fazla romanı olsaymış dedim bitirince. Şiir kitaplarını henüz okuma fırsatı yakalayamadım ama çok merak ediyorum.
Gelelim ana karaktere, Esther Greenwood, mükemmeliyetçi başarı konusunda hassas annesinin baskıcı tutumunun onun hayatını oldukça etkilediğini düşünüyorum. Kitabın başlarında Esther bir depresyon halinde değildir fakat giderek kendisinin hayalleri ve annesinin beklentileri arasında sıkışıp kalır hatta kaybolur.Esther ciddi bir depresyonla baş ettiği sırada annesi onun bu halini bir moral bozukluğu olarak görür. Annesinin duygusal olarak onu anlamayışı yaşadığı çöküntüyü hafif görmesi ,başarı konusunda yüksek beklentili oluşu anne-kız arasında duygusal bir mesafeye yol açmış.Esther kliniğe kapatıldığında bile annesini görmek, onunla konuşmak istemiyordur sebebi anne tarafından yaratılan duygusal mesafedir bana kalırsa.
Kendisini sırça fanusta hissettiğini söyler. Gerçekleştirilmeyen hayaller,başarı konusunda ona yüklenen dış beklentiler aynı zamanda kendi başarı hedefleri Esther'in kendini yeterli hissetmemesine yol açar. Tüm bunların içinde boğulduğunu hisseder( ezilmek diyecektim ama Esther'in durumunda boğulmak kelimesi daha anlamlı)Giderek nefes alamaz hale gelir. Hayatını sonlandırmak kendi isteğine bağlı olsa anında yapacağını söyler ama hayatta kalmayı isteyen zihin bunun için çabalar. Oysa Esther'ın (Sylvia'nın) yaşam isteği, hayalleri ölmüştür.Kitapta şöyle der:
"Her şeyi birden ilk ve son kez yapıp kurtulmak istiyorum" Bu onun intihar konusunda ne kadar ciddi olduğunun bir kanıtıdır.Şöyle bir alıntı daha var:
" O zaman anladım ki bedenimin,kendimi kurtarmak için, en can alıcı saniyede ellerimin gücünü kesmek gibi bir yığın ufak hilesi var,oysa bütün karar bana ait olsa,ölmem bir an meselesiydi."
Esther'in Sylvia olduğunu biliyorum bunu bilerek okumak onu daha iyi anlamamı sağladı.Bu kitabı intiharından yaklaşık bir ay önce yayımlatmış.Kitabı yaşadığı ağır çöküş zamanlarında bazen sabaha doğru 3-4 saatlerinde uyumasına izin vermeyen düşüncelerle dolu zihni sayesinde yazmış. Kocasının onu aldattığını öğrendikten sonra iki çocuğuyla Londra'nın en soğuk olduğu zamanlarda ısı yalıtımı kötü olan bir dairede yazıyor. Yani kış sert geçiyor, para sıkıntısı var Plath ise depresyon ve yalnızlıkla uğraşıyor. Ben Sylvia 'nın yaşadığı büyük acıların ona bu kitabı yazdırdığını düşünüyorum sadece Sylvia için de değil ,bu kadar büyük eserleri yazabilmek için iyi kötü bir sürü deneyim gerekir, Plath'ın yaşadığı hayal kırıklıklarına,ihanetine ,yalnızlığına... borçluyuz bu muhteşem kitabı.
Son olarak Sylvia Plath'i ve kitabı daha iyi anlamak adına 2003 yılında çıkan Sylvia filmini izlemenizi tavsiye ederim.