Gabriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık romanı, aslında bir ailenin ve bir kasabanın hikâyesi gibi başlıyor ama okudukça bunun çok daha derin bir şey olduğunu görüyorsun.
Kitabı özel yapan şeylerden biri anlatım tarzı. Yani gerçekçi bir hikâyenin içine öyle sahneler giriyor ki – gökten çiçek yağması, birinin göğe yükselmesi, yıllarca yağan yağmur gibi – normalde fantastik sayılacak şeyler, orada gayet doğal karşılanıyor. Bu da insana şunu düşündürüyor: hayatın içinde zaten biraz büyü, biraz gariplik var; biz sadece görmezden geliyoruz.
Romanın kalabalık karakter kadrosu var, aynı isimler tekrarlandığı için başta biraz kafa karıştırabiliyor ama bir süre sonra ailenin o döngüselliğine alışıyorsun. Zaten kitapta da hayatın hep tekrar eden yanlarını vurgulayan bir hava var. İnsan aynı hataları tekrar tekrar yapıyor, nesiller değişse de kader pek değişmiyor gibi.
Okurken bir noktadan sonra Macondo’nun sıcağını, yalnızlığını sen de hissediyorsun. Bazen ağır gelebiliyor ama bitirdiğinde kafanda kalıcı bir iz bırakıyor.
Keyifli okumalar..
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma