·624 syf.····Okunma: 09 Eylül 2025 15:14 İngiliz tarihçi Edward Gibbon’un yazdığı, 4 ciltlik “Roma İmparatorluğu’nun gerileyiş ve çöküş tarihi” eserinin ilk cildi. Öncelikle konusuna değinecek olursak eserin birinci cildi özellikle bizim “Pax Romana” olarak adlandırdığımız “Roma Barışı” döneminin sona ermesinden başlayarak 361 yılında Büyük Konstantin’in oğlu II. Constantius’un ölümüne kadar olan dönem anlatılmaktadır. Dolayısıyla eğer Roma Cumhuriyet dönemi ile Pax Romana dönemi öncesine ilişkin bir konuyu araştıracak olursanız bu kitap size yardımcı olamaz. Ancak bu bahsedilen dönem ile alakalı bir araştırma yapılacaksa bence ilk sırada bakılması gereken kitap budur.
Kitapta Filozof İmparator Marcus Aurelius’un oğlu Commodus’tan başlayarak Roma İmparatorluk tacını giymiş her İmparatordan kısa da olsa bahsedilmiş olması bence bu kitabı Roma İmparatorluğu tarihini anlatan diğer kitapların hepsinden ayırıyor. Ayrıca kitabın yazarının sık dipnot kullanması da eserin güvenilirliğini artırıyor. Aksi halde 1700’li yıllarda yazılmış bu kitabın neredeyse 300 senedir Roma tarihi denilince akla gelen ilk seri olması boşuna değil.
Kitap 20 bölümden oluşuyor fakat birçok bölüm arasında konu bütünlüğü olduğundan aslında bu kitabın 6 bölümden oluştuğunu söyleyebilirim. İlk bölümde genel itibariyle Roma İmparatorluğu’nun genel yapısından bahsedilmiş ve çok kısa bir şekilde Jül Sezar’dan sonra Roma İmparatorluğu’nun siyasi tarihine değinilmiş. İkinci bölümde “Nerva-Antoninler Hanedanı” siyasi tarihinden, üçüncü bölümde “Septimus Severus Hanedanı” siyasi tarihinden, dördüncü bölümde “Kışla İmparatorları” döneminden (ki bu dönem Roma’da tam bir kaos dönemi olmuş ve sadece 50 yılda 20 İmparator değişikliği olmuş), beşinci bölümde “Tetrarşi Dönemi” (4 İmparatorun Roma’yı aynı anda yönettiği dönem), altıncı bölümde de “Konstantinler Hanedanı” siyasi tarihinden bahsedilmiştir.
Kitabın çevirisi genel manada çok güzel fakat özellikle Romalıların Hristiyanlaşma sürecinin anlatıldığı bölümden pek bir şey anlayamadım. Bire bir çeviri yapıldığı için bazı yerlerde ne anlatılmak istenildiğini anlamakta zorlandım. Belki de Hristiyanlık hakkında çok fikir sahibi olmadığım için de zorlanmış olabilirim.
Yazar, İmparatorların başından geçen olayları anlatırken hayatla ilgili öğüt vermeyi de ihmal etmiyor. Örnek olarak kibirle, hırsla, çalışkanlıkla alakalı veciz sözler söylüyor. Benim dikkatimi en çok çeken Monarşik yönetime yaptığı eleştiriydi. Yazarın 18. yüzyılda yaşadığını düşünürsek (ki o dönemde neredeyse dünyanın tamamı Monarşiyle yönetiliyordu.) monarşiyle ilgili eleştirileri bugün hala geçerliliğini korumakta. Bu da aslında yazarın çağının ötesinde biri olduğunu hissettirdi bana.
Kitapta dikkatimi çeken bir husus da anlatılan tarih aralığında (yaklaşık 180 yıllık periyotta) 5 farklı hanedanlığın Roma’ya egemen olmasıydı. Bu husus göz önüne alındığında Osmanlı Devleti’nin 600 sene boyunca tek hanedan tarafından yönetilmesi gerçekten çok büyük bir başarı değil mi?
Kitapla ilgili üç eleştirim var. Birincisi kitapta Marcus Aurelius’tan çok kısaca bahsediliyor. Bence kendisi Roma tarihinin en eşsiz imparatorudur ve Pax Romana’nın da koruyucusudur fakat kitapta sadece bir iki başlık altında işlenip geçilmiş. Ben Marcus Aurelius’tan daha fazla bahsedilmesini beklerdim açıkçası. İkincisi, kitapta Marcus Aurelius’un karısının şehvet düşkünü olduğu yazılmış. Bu dedikodu evet o dönemde yayılmış fakat buna ilişkin elimizde ciddi bir delil yok. Marcus Aurelius, eşiyle 30 sene evli kaldı ve 14 çocukları oldu (ne yazık ki çoğu küçük yaştayken öldüler). Yani aslında bu kadın bakınca şehvet düşkünü bir kadın değil de daha çok Hanedanın devamlılığını sağlayan bir İmparatoriçe görünümü veriyor bana. Ayrıca Marcus Aurelius yazmış olduğu “Kendime düşünceler” kitabında eşinden övgüyle bahseder ve eşi için özel bir teşekkür metni bile hazırlar. Hatta eşinin ölümü üzerine onun adına bir anıt yaptırdığı da bilinmektedir. Dolayısıyla Marcus Aurelius’un eşi hakkında söylenenleri doğru bulmadım. Son olarak yazar kitapta, özellikle birkaç konuda çok tarafsız değildi. Mesela sürekli olarak İmpartorluğun batısında görev yapan askerler ile doğusunda görev yapan askerleri karşılaştırıyor ve doğudaki askeri anlamsız bir şekilde aşağılıyor. Bunun sebebinin de yazarın yaşadığı coğrafyadaki o dönemin propagandalarına inanması olduğunu düşünüyorum. Ona bakılırsa tarihte Batı Roma daha 6. yüzyılı bile göremezken Doğu Roma 1453 yılına kadar varlığını devam ettirdi. Bu yüzden yazarın Doğuda görev yapan askerler hakkında kullandığı ifadeleri gereksiz buldum.
Sonuç olarak eserin ilk cildinin, her ne kadar 18. yüzyılda yazılmış bile olsa, Roma tarihi alanında en kapsamlı çalışma olması nedeniyle eğer Roma tarihine ilginiz varsa almanızı tavsiye ederim. Ama bu döneme ilginiz yoksa almayın derim çünkü yazıları çok küçük ve anlatılan konular çok detay konular. Bu da bu konuya ilgisi olmayan kişileri fazlasıyla sıkacaktır.
“Son derece uysal, sevecen ve bir o kadar da düzgün bir eşim vardır. Çocuklarım için eğitmen bulmakta hiç zorluk çekmedim.” (Marcus Aurelius’un eşi Faustina için “Kendime Düşünceler” kitabında yazdıkları, sayfa 10)