Hikâyenin merkezinde, her gün aynı trene binen ve pencereden gördüğü hayatlara hayali bir anlam yükleyen Rachel var.
Rachel’in kırık dökük hayatı, kaybolan bir kadının gizemiyle birleşince sıradan bir gözlem bir anda karanlık bir suç hikâyesine dönüşüyor. Yazar, farklı bakış açılarından bölümlerle ilerleyerek hem karakterlerin iç dünyalarını açığa çıkarıyor hem de okuru sürekli şüphe içinde bırakıyor.
Kitap, bağımlılık, takıntı, hayal kırıklığı ve insan ilişkilerinin karanlık yönleri üzerine düşündürüyor. Karakterlerin kusurları, hikâyeyi gerçekçi ve aynı zamanda rahatsız edici kılıyor.
Benim için Trendeki Kız, sadece bir polisiye ya da gizem romanı değil, aynı zamanda insanların dışarıdan göründüğü gibi olmadığını anlatan güçlü bir eser. Bence kitabın asıl mesajı, gerçeğin her zaman göründüğü gibi olmadığı ve kişisel algılarımızın bizi yanıltabileceği.
Bu yönüyle sürükleyici ve düşündürücü bir okuma deneyimi sundu.