·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Eylül 2025 18:49 Bir zamanlar çok ileri bir gelecekteki insanoğlunun günümüz insanoğlunun sahip olduğu değerleri, kültürleri, hayatları, inançları, eğitimleri, devlet yönetimleri, bilim ve teknolojinin çok üstünde gelişmiş, ileri, çok farklı bir dünyadır. Özellikle bu dünyanın bilim ve teknoloji ile ulaştığı medeniyet günümüz medeniyetinden çok gelişmiş olduğunu düşündürürken bu medeniyete imrenerek keşke böyle bir toplumda yaşasam arzusu, imgesi ve düşüncesi seline kapılarak gıpta ile gelecekteki bir zamanların medeniyetine kendi toplumsal değerlerimizin bilinciyle değerlendirilir ,hemen benimseyemeyiz ve bilimden kaygı, endişe ve kuşku duyulur, insanoğlu bilimi gerçekte insanoğlunun faydası ve iyiliği için kullanabilecek mi düşüncesi ortaya çıkar .Çünkü yapay, yani suni bir medeniyet. ALDOUS HUXLEY şöyle söyler;
‘’Çünkü zaten işlerini zekice yapacaklarsa genel bir fikirleri olmak zorundaydı, ancak toplumun iyi ve mutlu üyeleri olacaklarsa ne kadar az bilirlerse o kadar iyi olurdu. Çünkü herkesin bildiği gibi tikeller, erdem ve mutluluğu getirir; genellikler ise entelektüel açıdan kaçınılmaz belalardır.’’
Bu çok gelişmiş medeniyetin bireyleri Londra Kuluçka ve Şartlandırma Merkezinde(KŞM) yaratılır ve topluma yararlı, az düşünen, sorgulamayan ve işini şikayetçi olmadan, söylenmeden ve hakkını aramadan üreten ve tüketen düzgün insanlar olarak Yeni PAVLOVÇU Şartlandırma Odalarında eğitim ve öğretimle yetiştirilirler. Dünya Denetçileri dünya düzenin kusursuz işlemesini sağlarlar. Her mesleğe ait gruplar halinde sadece bir meslek yapabilecek yetide ve yeteneğe sahip sağlıklı dimağlar kuluçka merkezinden çıkarılarak topluma kazandırılır. Bu medeniyette tıPkı kendinden önceki medeniyetlerde olan; alt sınıf, orta sınıf ve üst sınıf gibi toplumsal katmanları en alttan başlayarak en üste doğru belirleyen; Alfa, Beta, Gama, Delta, Epsilon isimlerinden oluşan çok gelişmiş bir kast sistemi vardır. ALDOUS HUXLEY şöyle söyler;
‘’Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlara kaçınılmaz yazgılarını sevdirmek’’
Bu dünyanın sahip olduğu etik değerler çağımızın etik değerlerine karşıttır. İnsanlar evlenmiyor, toplum ailelerden oluşmuyor, anne, baba, çocuklar, kardeşler, akrabalar yok. Kadın ve erkeler istedikleri kişi ile beraber olmakta özgürler, bu ilişkiler anlık, çok kısa sürüyor, uzun süre devam eden ilişkiler komik ve sıkıcı bulunur. İnsanlar sadece arzularını doyuruyor, duygular ise ölü. İnsan ilişkileri soğuk, dürüst, samimi, sıcak değil, dürtüleri tatmin odaklı. Gelişmiş tıp sayesinde insanlar sağlıklı, genç, fit ve uzun süre yaşlanmıyorlar. Soma denen kimyasalla insanlar hep mutlu. Her şey üretim, tüketim, gösteriş ve insan sadece aracıydı. ALDOUS HUXLEY şöyle söyler;
‘’Anne, tek eşlilik, romantizm .Fıskiye yükseğe fışkırtırsa, vahşi ve köpüklü olur tazyiki. Dürtünün tek çıkış yeri var. Aşkım, bebeğim. O zavallı, modernlik öncesi insanların çıldırmış, kötü ve sefil durumda oluşlarına şaşırmamak gerek. Dünyaları; rahat yaşamalarına, akıllı, erdemli ve mutlu olmalarına izin vermiyordu’’
Bilimde ve teknolojiyle yaratılan geleceğin bu dünyasında toplum kusursuz ve mükemmeldir. İnsanlar şartlandırıldıkları kastlarında mutlu, huzurlu hem üretip hem tüketirler, kendi çağlarının başlangıcı ise Ford T-Modelim piyasaya sürüldüğü tarihtir. Tanrısız dünya olmaz bu dünyanın Tanrısı' da Ford ve elle haça benzer simgesel işaretleri T harfini yaparlar. Kendilerinden önceki İmparatorlukların, Krallıkların, Ülkelerin; edebiyat, şiir, felsefe, sanat, antik kalıntılar, anıtlar ve müzeler, bu dünyaya zarar vermeyeceğini düşündükleri dışında geçmiş dünyaya ait ne varsa imha ederek yok ederler. Geçmiş dünyanın olmadığı ve bilinmediği, sadece kendi dünyalarının olduğu bir dünya. ALDOUS HUXLYE şöyle söyler;
‘’Ford’umuz ilk T-Model’in piyasaya sürülüşü..’’ ‘’..yeni çağın başlangıcı olarak seçildi.’’
‘’Atıp kurtulmak onarmaktan iyidir.’’
‘’...bir makineler çağında az tüketim, kesinlikle topluma karşı işlenmiş bir suçtur’’
Şimdiki çağımızda yaşadığımız çağdaş, modern ve güncel dünyamızda ki Afrika ve Amazon ormanlarının derinlerinde insanlığın ilk çağlarındaki hayatlarını, sosyal, kültürel, gelenek ve inançlarını hiç bozmadan, değiştirmeden yaşamayı sürdüren insanların oluşturdukları toplumsal bu yapıya kabile ve bu kabilenin bireylerine kabile insanı ya da ilkel insan kelimeleriyle ifade edilir. Bu kabile insanlarının bu zor ve çileli hayatı yaşamaya devam etmesi saçma bulunur. Gelenek ve inançları mantıksız olduğu düşünülür. Neden bu çileli, zor ve mutsuz yaşamı terk ederek modern şehiri benimseyerek yerleşmezler düşünceleri beyinde dolaşır. Cesur Yeni Dünya’nın New MEXİCO ’da etrafı çok büyük elektrikli tellerle çevrili Ayrık Bölgesi var, burada yaşayan insanlara vahşi insanlar denir. Bir gün bir kaç Cesur Yeni Dünya insanı Dünya Denetçilerinden izin alarak günümüzde bir kabileye gezmeye giden turistler gibi Ayrık Bölgede yaşayan vahşi insanları ilk kez ziyaret etmeye giderler. Bu vahşi insanların sosyal hayatları; yaşlanmaları, hastalanmaları, ölmeleri, kilo almaları, evlenmeleri, kadınların hamile kalması, doğurması, anne ve baba olması, bir kaç çocuğun olması, HIRISTIYANLIK dini inancı ve ritüelleri. Hayatlarında ilk defa karşılaştıkları bu toplumsal yaşamı mutsuz, çileli ve kötü bulurlar ve insanlarını bu çetrefilli yaşamı devam ettirmeye çalışmasını bir anlam veremeyerek mantıksız ve barbarca olduğunu düşünürler. Bu vahşi insanlardan korkarlar, bir tiksinti duyarak mideleri bulanır ve kendilerini kötü hissederler ve bir an önce oradan kaçıp kurtulmak isterler. Bu vahşilerin evlerinde tanımadıkları ve hiç bilmedikleri Shakespeare’in OTHELLO kitabından bir kaç sayfa okurlar, kelimelerde ve cümlelerdeki tutkuyu, aşkı absürt ve boş bulurlar ve hiç bir duygu ve coşku oluşmaz kalplerinde çünkü kendi Dünyalarında tutku ve aşk yoktur. Birer Soma ilacı yutarak bu mutsuz atmosferi unutmaya çalışırlar .ALDOUS HUXLEY şöyle söyler;
‘’Müfettişlerimiz arada bir ziyaret ederler...onun dışında, uygar dünyayla başka hiçbir bağlantıları yoktur...itici alışkanlık ve geleneklerini halen sürdürmektedirler...evlilik, bilmiyorum anlamını biliyor musunuz, sevgili genç bayan; aileler...şartlandırma yoktur. barbarca batıl inançlar...’’
‘’Hep düşünüyorum da insan, annesiz olmakla bir şeyleri kaçırmış olabilir .Belki sen de anne olmamakla bir şeyleri kaçırıyorsun.’’
Cesur Yeni Dünya yurttaşları bilmedikleri Ayrık Bölgede rasgele dolaşırken vahşi insanların kendilerinden değişik, farklı gördükleri bir vahşi insanı kendilerinden uzaklaştırarak dışlarlar ve tecrit altında yalnız, mutsuz yaşayan bu insanla karşılaşırlar. Hemen arkadaş olurlar, sohbet ederler. Kendi toplumu tarafından dışlanan bu vahşiyi kendileriyle beraber LONDRA' ya dönm3ye ikna ederler ve LONDRA' ya giderler .Cesur Yeni Dünya insanının Ayrık Bölgede yaşadığı panik, korku ve şaşkın duyguların aynısının vahşi insan LONDRADA yaşar. Kendi toplumundan çok farklı olan bu toplumun sosyal-kültürel yapısını benimseyemez, uyum sağlayamaz ve yadırgar. Kendi toplumunun barbar yaşamını, kültürünü ve geleneklerine bağlı kalarak ve riayet ederek Cesur Yeni Dünyaya tutunmaya çalışır. Shakespeare’in OTHELLOSU elinden düşürmez ve her fırsatta okuyarak ana karakterin de kendi gibi zenci olduğunu anımsar. Bir insan çocukluğundan beri eğitildiği toplumun öğretilerinin tel örgülerinden kaçmaya korkar ve o toplumun öğretilerinin dışına çıkmaya cesaret edemez. Bu vahşi insan Cesur Yeni Dünyayı düşünür ve onun mantığını anlamaya çalışır, erotizm ve pornografinin serbest olmasına şaşırır, kendisiyle evlilik dışı cinsel ilişkiye girmeye çalışan kadına öfkelenir ve sert bir tepki gösterir ve bu duruma düşdüğünü kabullenemez, özellikle pek çok iyi ve klasik kitabın yasak olmasını olumlu karşılamaz ve yadırgar. Dünya Denetçisi Cesur Yeni Dünyayı ve vahşi Eski Dünyayı birbirleriyle tartışırlar ama kimse kendi dünyasını terk edemez. Vahşinin LONDRA 'da tüm yaşamı kamerayla çekilir ve film yapılır, sinema salonlarında kapalı gişe oynar. Eski Dünya ve Cesur Yeni Dünya arasında bir tercih yapmamız gerekseydi hangisini seçerdik konusu kafamızda bir soru işareti bırakır ?ALDOUS HUXLEY şöyle söyler;
‘’Çünkü bizim dünyamız OTHELLONUN ile aynı değil. Çelik olmadan araba yaratamazsınız; aynı şekilde, sosyal çalkantı olmadan da trajedi yaratamazsın. Dünya şu anda istikrara kavuşmuş durumda. İnsanlar mutlu; istediklerini alıyorlar ve ulaşamayacakları şeyleri de asla istemiyorlar. Refahları yerinde; emniyetteler; hiç hastalanmıyorlar; ölümden korkmuyorlar; ihtiras ve ihtiyarlıktan habersiz ve bundan da çok memnunlar; veba gibi bir illet olan anne ve babaları yok; güçlü duygular hissedecekleri eşleri, çocukları ve sevgilileri yok; şartlandırılmaları uyarınca davranmaları gerektiği gibi davranmak zorundalar.’’