·311 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Eylül 2025 00:08 Bu sefer de Fransa'nın bir köyüne gidiyoruz iki kız arkadaşın serüvenine ortak olmaya var mısınız?
Ben Agnes belki de Fabienne. Her ikisi de olabilirim. Cevabı satırlarda saklı.
Agnes diyor ki; onun iradesi vardı ben de onun iradesiyle yönlendirilmeye gönüllüydüm. Ben ona bağımlıydım bir bakıma. Çocukluğumda ve gençliğimde tek dostum sırdaşım oydu. İtiraf ediyorum, benim tam zıttım bir karaktere sahipti. Öfkeliydi, vahşiydi, cesurdu, korkusuzdu ve en önemlisi özgürdü. Benden çok daha fazla bir özgürlüğe sahipti. Bu özgürlüğü ve bende olmayan özellikleri benim ona bağımlı olmamı zorunlu kıldı belki de...
Ben sadece onun piyonuydum. Kendime ait düşüncelerim vardı ama dile getiremiyordum. Çünkü o daha güçlüydü. Bahsettiğim bedensel güçlülük değil, kız olmasına rağmen gözü karaydı vicdan ve merhameti yoktu. Ölmek ve öldürmek onun için çocuk oyuncağıydı. Evet bahsettiğim arkadaşım olmak istediğim kişilik miydi acaba... kimbilir.
Belki de bilerek yapıyordu. Benim kendisine bağımlı olmam onun her dediğine eksiksiz itiaat etmem egosunu besliyordu. Beni sürekli küçük görmesi ve beni aşağılaması zayıf bir karakter olmamı sürekli hatırlatması bundandı eminim.
Ben Agnes olarak başımdan geçenlerin bir kısmını sizinle paylaşmaya çalıştım. He bir de şu var en önemli nokta bana göre; çocukluğumda, ergenliğimde ve yetişkinliğimde o yusufçuk tokasını daima taşıdım. Yeniden doğuşu simgelediği için bende yeniden doğmak istedim. Kendim gibi olamamanın hep başkasının fikirleriyle hareket etmenin beni belli zaman sonra dengesizleştirmesi ve başarısız yapması, sağlıklı kararlar verememe sonucuydu aslında.
Bizi vücut haline getiren sizinle tanışmamıza vesile olan canım yazar demiş ki: " Karakterlerim düşüncelerimi işlememe yardımcı oluyor. " Bundan yola çıkarak yazarın kendinden kaçamamasını, çocukluğunda yaşadığı travmaları baskıcı ve otoriter bir anne ile büyümenin etkisini, kendi gibi olmanın ve davranmanın ne kadar önem teşkil ettiğini ve bunu özgürleşme olarak yansıtmasını satırlarda içim acıyarak okudum, okurken bunu bir okur olarak hissettim.
Biz okurlar, sadece dost ilişkisini ve başlarından geçen serüveni okuruz. Halbuki derinlerde saklı kalmış bir giz vardır mutlaka. Görüneni değil görünmeyeni farkettiğimiz zaman asıl meseleyi anlamış olacağımızı düşünüyorum.
Ve bu muazzam çeviri için Sayın Nuray Önoğlu'na minnettarım. Sıfır hatasız su gibi bir çeviri okumak büyük bir hazdı. Selam olsun.
Sevgiler.