Puan vermedi·48 syf.····Okunma: 12 Eylül 2025 19:47 Kısacık bir kitap ama Türk toplumunun da içinde bulunduğu hâlin geçimsizlikten ötürü yozlaşmış olmasından kitaptaki natüralist tespitleri tanıdık buldum. Mirasını çocuklarına pay etmekten korkan annenin çocuklarının kendilerini soyduğu gibi iğrenç bir düşünceyle ölürken onlara aktardığı güvensizliğin oğullarının birbirlerine girme nedeni olması Türk toplumunda benzerine rastlayabileceğimiz bir ölümdür bana kalırsa. Bazen ahlâksızlığın nedeni diğerleri hakkında fazla kuşkulu olmaktır. Güvensizlik insanı kendi çıkarını anormal bir şekilde ön plâna çıkarmaya iter.
Bunun yanı sıra ölümün zamanın toplumsal sınıflarının ezdiği bireyleri nasıl farklı karşıladığı ve diğerlerinin farklı kişilerin ölümüne verdiği farklı tepkileri yakaladığımı söyleyebilirim. Geçim sıkıntısı çekenlerin ölümü çevresindekilerin duyguları aksi yönde olsa bile verilen bir nefesin rahatlığını taşıyordu. İnsan kendi temel ihtiyaçlarını karşılayamadığında yoğun duygulara bile ayıracak enerjisi olmuyordu böylelikle. Azıcık enerjiyi o yoğun duygulara harcayanlar da doğal seçilimle telef olup gidiyorlardı...
Örneğin kitaptaki bir hikayede anne ve babası çocuklarının ölümü sayesinde komşulardan aldıkları cenaze hatırına desteklerle birkaç günlüğüne sıcak yemek yiyip bir şeyler içebilmiş ve sobaları yanabilmişti. Yalnızca çocuk öldüğü için değil de çocuğun ölümünden sonra gelen desteklerle bir anlığına onu unutup kendi ihtiyaçlarını tatmin etmeye yönelen ebeveynlerin çaresizliğinden iğrenmiş ve üzülmüştüm. Ölenin ardından işlerin nasıl gideceği de özellikle halkın alt tabakalarındaki için ölümün yasını tutmaktan büyük bir dert idi. Ölen neyin yerini dolduruyorsa onun eksikliğinin derdini ya da neyden eksiltiyorsa onun fazlalığından kurtulmanın rahatlatmasını yaşatıyordu ardında kalanlara... Ölenin ardından böyle konuşmayacak olsalar da bu böyleydi. Ölüm kimine de böyle çirkin geliyordu işte.
Aynı zamanda hangi tabakadan olduğu fark etmeksizin birisinin ölümü merhuma yakın olmayanların cenazesinde bulunmalarıyla onlar için günlük bir değişiklik, adeta macera gibi göründüğü gözlemini yaptım. Eski zamanların bir alışkanlığı olduğunu düşündüm bu durumun. Özellikle kontun cenazesi bir takım insanların bir araya gelip konuşmaları için fırsattı.
Nihayetinde ''Nasıl Ölünür'' kitabı insanların ölümünün nasıl olması gerektiğini değil, ölümlerinin yaşamlarının bir uzantısı olarak nasılını ele alıyor. Kitaptaki ölümlerden hiçbirisi yanlış veya doğru olması bakımından diğerlerinden üstün değildi. Dolayısıyla hepsi de beklendik ölümlerdi. Yaşamlarından verilen kısa bilgiler düşünüldüğünde herhangi bir tezatlık barındırmayan muhtemel ölümler. Öylesine olağan ölümler ki olağan olması bakımından olağanüstü bir mesaj veriyor ''Nasıl Ölünür?'' sorusuna.