Çünkü kalp, bir kez kendine duyduğu inançla atmaya başlarsa hiçbir kuvvet onu durduramazmış.
Ben bu seriye BA-YI-LI-YO-RUM!
Bildiğiniz üzere ilk kitabımızın sonunda kahramanlarımız bir kurtuluş gözü ile baktıkları Gizliman'a ulaşmış ama hiç de hayal ettikleri gibi bir manzarayla karşılaşmamışlardı.
Bu kitapta da okuduğumuz üzere onların umutlarını sıkı sıkıya bağladıkları, bir şansa sahip olma hayaliyle yelken açtıkları Gizliman kan ve kin dolu, vahşi bir halka ev sahipliği yapıyor. Bu adanın sakinleri olan Gizler "denizden gelen" adını verdikleri kahramanlarımıza eğer Temizlik Töreni'ne katılmaya hak kazanır ve ardından Töreni de kazanırlarsa Gizliman'da bir Giz olmaya hak kazanacaklarını söylüyor. Bu arada şunu da belirteyim bu adada bu tören muhabbeti zaten var yani bu hak bizim beşliye mahsus bir şey değil. Gizliman'ın halkı gençleri belli bir yaşa geldiğinde her birini bu sınava tabii tutuyorlar. Geçenler Giz, geçemeyenler Hiç oluyor. İsimlerinden anlayacağınız üzere Hiç olmak alt tabakadan olmak demek. Önceki kitapta karakterlerimiz toplumsal sınıflaşmanın kurbanıyken Gizliman'da da işlerin pek farklı olmadığını fark ediyorlar ama hepsinin istediği tek şey bir şansa sahip olmak.
Temizlik Töreni'ne hiç değinmek bile istemiyorum ama onun öncesindeki sınavlar bile ölümle kol kola bir hayat sürmenizi sağlıyor. Karakterler zor imtihanlara maruz kalıyorlar. Tabii bu zorlu yolda en sadık arkadaşları ihanet ve güvensizlik oluyor.
Neyse bu kadar konu anlatmak yeter bana kalsa bütün kitabı anlatacağım... Biraz da kendi düşüncelerimden bahsedeyim.
İlk kitaba kıyasla daha maceralı geçen bol bol ters köşe okuduğumuz bir kitaptı. Yazarın dünya ve karakter tasarlamakta ne kadar iyi olduğunu zaten fark etmiştim ama bu kitapta bir kez daha anladım. Gizliman'ın gelenekleri olsun halkın bakış açısı olsun herşey bütün gerçekliği mükemmel bir şekilde kurgulanmış. Ayrıca baştan bir halk yaratıyorsunuz bu kolay bir şey değil. Halkın inancı (tanrıları yılan) ve o inancın oturtulduğu temel gerçekliği arttırıyor. Kitapta bize sunulan Dünya baştan savma değil. Hikayeleri, geçmişi ve gerçekliği olan bir yer. Karakterler çeşitli. Zaten bir ana karakterimiz yok, beş ana karakterimiz var. Her bölümde başka birine odaklanıyoruz ama yan karakterlerin de hikayeleri var. Onları da okuyoruz. Ana karakterler maceradan maceraya atılırken kenarda öylece dikelmiyorlar, hepsinin bir hikayesi var.
Karakter yaratmak demişken var olan karakterlerin ve aralarındaki ilişkilerin gelişimi de çok güzel yazılmış. Lunu ile Hodbin'in arasındaki ilişkinin kitabın başından sonuna kadar gelişimi (beni her ne kadar sinir etse ve kıskandırsada) buna örnek verilebilir. Arm'ın karakterindeki değişim de yine aynı şekilde.
Karakterler demişken çoğu incelememdeki gibi karakterler hakkında ayrıntılı konuşmak istiyorum o yüzden burdan sonrası spoiler içerebilir. Kitabı okumadıysanız burdan sonrasını okumanızı önermiyorum. (farkındaysanız "kitabı okumadıysanız ve okumayı düşünmüyorsanız" demedim okumayı düşünmediğiniz ihtimalini aklıma almıyorum bile sjkaksnsksk)
--------------------------------SPOİLER----------------------------------------
Tek tek bakalım karakterlere ve ilişkilere...
Arm: İlk kitabın sonunda (sadece sonunda değil de neyse) en üzüldüğüm karakter Arm olmuştu. Lunu'nun planlarının peşinde sürüklendi durdu ve sonunda kendini bir cehennemde buldu. Büyük bir umutla konuşmayı beklediği babasının öldüğünü öğrendi ve gördü, adaya adım atar atmaz. Gazap hem bedenini hem de zihnini ele geçirdi ve artık eski Arm bizimle değildi. Lunu'ya kızmasını anlıyorum ama aralarındaki ilişkinin eskisi gibi olmaması beni üzdü. Nikita ile de benzer yaralara sahipler bence çok güzel bir çift olabilirler.
Lunulata: Lunu'nun olduğunlaştığını söylememe gerek yok diye düşünüyorum. Kendini arkadaşlığa ve ortaklıklara inandırmaya, gereken yerde yardım istemeye ve her şeyi tek başına halledemeyeceğini anlamaya başlıyor. Kitabın sonunda Hodbin tarafından ufak bi yarı yolda bırakılma yaşadı. (tamam ufak sayılmayabilir ben Hodbin'e aşık bir okur olduğum için onu savunuyor olabilirim....) Bu konuda da Lunu'nun açısından baktığımda Hodbin'e baya kinlenirdim (yani ben hiçbir türlü kinlenmem Hodbin'e orası ayrı) of uzattım sonuç olarak Lunu ne dese haklı ama Hodbin'in de kendince haklılık payı var ondan da Hodbin'i konuşurken bahsedeyim.
Dante: Dante kendine yaşamak için bir şans veriyor kitapta. Beau'ya olan öfkesi aynı ama aşkından da bir eksilme yok. (gönül uslanmıyor anlayacağınız) Bu kitapta duygusuz ve acımasız asker Dante'nin de bir kalbinin olduğunu görmemiz ve onun da bunu hissetmesi güzel oldu. Karakterin ruhsal gelişimine ekleyebiliriz. Aspen ile de yakışıyorlardı....... bence yani........ Beau ile aralarının düzelmesini kabullenmiyorum çünkü ben Beau'yu affetmedim. Bu konu hakkında biraz daha konuşursam sinirlerime hakim olamayacağım geçelim.
Beau: Beau ile ilgili hiçbir gelişme yok anca pişmanım diyor. Anladık kardeşim pişmansın ama son pişmanlık neye yarar. Gerçi belli ki bir işe yaramış kitap sonunda Dante seni affettiğine göre..... Yine de kitabın içinde Dante'nin Beau'ya çektirdiği acılar ve attığı laflar güzeldi. Affedilmeyi hak etmedin ama. Zaten ben de seni AFFETMEDİM, AFFETMEYECEĞİM, AFFEDEMEM. Kocaman bir nokta. Ben affetmedikten sonra Dante affetse neye yarar. Bu arada ben Beau'dan bu kadar nefret etmiyordum hak veriyordum yer yer ama bu kitapta ayrıca bir uyuz oldum neden bilinmez. ASPEN'DEN KISKANIP DURUYOR DANTE'Yİ. Evet evet en büyük sebeplerden biri bu. Bilseydi zamanında kıymetini şimdi soldurduğu çiçek başkasına açınca niye deliriyor. İncelemeden çok Beau'ya nefret dökme oldu. Geçiyorum.
Hodbin: Geldik bir taneme............ Bizim bencil sadece kendini düşünen Hodbin bi anda kitabın şifacısı oldu. Kendi de diyordu bunu bir yerde ama o cümleyi bulamadım maalesef. Lunu ile ortak oldu ki bu Hodbin için büyük bir gelşimdir hatta en büyüğüdür. Lunu'yu köprüde kurtarması falan baya merhametli bir adam oldu. (kesinlikle Lunu'yu sevdiğinden ve değer verdiğinden değil insanlık namına tamam mı) Hodbin ile ilgili söyleyebileceğim tek şey hayranlığımın artmaya devam ettiği olur. O olmasa seri yavan kalırdı bence. Sonda Lunu'ya yaptığına Hodbin'in açısından baktığımda onun da haklılık payı var. O an çok bir çaresi de yoktu açıkçası bakalım üçüncü kitapta düzelebilecek mi araları...
Hemen yeni yan karakterlerden falan da ufaktan bir bahsedeyim.
☆ Aspen'i sevdim bence Dante ile de gayet yakışıyorlardı. Başta bir zorba olarak tanıdığımız Aspen bize içindeki olgunluğu ve güzel kalbi gösterdi. Liderliği çok güzel ele aldığını düşünüyorum. Genel anlamda sevdim.
☆ Hoki'nin zaten sevilecek bir yanı yok hiç onu anlatmayayım boşuna. Yancıları da aynı şekilde. Şımartılıp şımartılıp en sonunda zorba zübbenin teki olmuşlar.
☆ Tamu'da baştan beri içimi huzursuz eden bir şeyler vardı zaten. Lev'i onun öldürdüğünü tahmin etmiştim ama Aspen ile kardeş olmaları büyük sürpriz oldu bana da.
☆ Sedir'in gözetmen olması (gözetmen diyorlardı galiba tam hatırlayamadım) bambaşka bir mevzu. Onu da hiç beklemiyordum. Aspen'i öldürmeye çalıştıktan sonra masum korkmuş kurban ayaklarını yememiştim zaten ama bu kadarını beklemezdim.
☆ Kitabın sonu deseniz bambaşka bir mevzu. Birden başka bir toplumla tanıştık. Dante'nin ne yapacağını falan çok merak ediyorum.....
----------------------------SPOİ SON BULDU------------------------------
Şimdiii zaten bu seriye olan sevgim tartışılmaz. Kesinlikle öneriyorum. En yüksek 10 puan var ama daha fazlası olsa daha fazlasını hak ediyor benim gözümde. Sonunun yarattığı şok etkisi ile de hemen üçüncü kitabı okumak istiyorum. Ve belki çok alakasız ama üçüncü kitabın kapağı hangi renk olacak onu da çok merak ediyorum.
Bu seri zaten bambaşka ama bu kitabı o kadar doğru bir zamanda okudum ki.... Ağustos başı-ortası gibi okumakta zorluk çektiğim bir dönemde başlamış ve reading slump'ta olduğumu fark edince yarım bırakmıştım. Ağustos'un son haftası tekrar başlayıp Eylül'ün ilk haftası bitirdim. Ve o kadar güzel bir zamana denk geldi ki. Belki ilk başladığım zaman okusam bu kadar kendimi bulmazdım ama özellikle de kitabı bitirdiğim gün, özellikle teşekkür kısmında okura edilen teşekkürü okurken "benim bu dizeleri bugün okumam lazımmış" dedim. Çünkü tam ihtiyacım olduğu anda kendime olan inancımı asla yitirmemem gerektiğini hatırlattı bana. Kısacası hem Övgü Deveci Safi hem de biricik serisi benim elimden tuttu. Ben de teşekkür ederim...
Bu incelemeyi okuyan değerli okurlar ve hayaline sımsıkı tutunup umutlarını dizelere dökerek bizlerle buluşturan Övgü Deveci Safi; ömrünüz, ömrümüz şölen olsun!
incelememi begenmen de beni cok mutlu ettiii 🥹❤️🩹 ve nolur ağlama sadece eserine bak ve gurur duy, ben de çok teşekkür ederim elimden tuttuğun için 🫂🤍