Dünyaya Gönderilmiş Anime Tanrısı
Elbette dünyada herkes ismini bilir. Adını söylememe bile gerek yok. Yine de alttan gelen Z kuşağı ve sonraki kuşaklar için belirtelim. Hayao Miyazaki kendisi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Tanrı, gelecek kuşaklara bir umut göndermeliyim diye düşünmüş olacak ki, savaşın ortasında dünyaya gelen Miyazaki, Tokyo’da yaşayan bir ailede dünyaya gelmiş. Babasının uçak fabrikasında çalışması nedeniyle hep uçmayı istemiş; en büyük tutkusu da bu olmuş. Elbette Japonya’da o dönemde resim ve animasyon gibi alanlar ya yoktu ya da kendisine belki de empoze edilmişti. Bu nedenle Miyazaki, Gakushuin Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve ekonomi okumuş. Siyasetten tiksinmiş olacak ki, Osamu Tezuka’ya duyduğu hayranlık sayesinde animasyon şirketinde çalışmaya başlamış. Bil bakalım Toei Animation stüdyolarında başka kim çalışıyordu? Evet, doğru tahmin ettiniz: Isao Takahata. Ancak onunla ilgili uzun bir yazı yazdım, başlıktan okuyabilirsiniz. #283105620 Miyazaki elbette mükemmel bir hayat yaşamamış; savaş sonrası Japonya sokaklarında büyümüş ve annesinin hastalığı nedeniyle daha çok küçük yaşta annesine sarılamamanın acısını çekmiş. Bu durum, onun hayatını derinden etkilemiş. İşler her zaman parlak gitmese de, insanın tutkusunu bulması ve sıkı bir iş disiplinine sahip olmasının verdiği güçle ilerlemiş. Takahata ile olan dostluğu ve fikir alışverişleri sayesinde bugün bildiğimiz Miyazaki ortaya çıkmış. İlk filmi The Castle of Cagliostro olsa da Miyazaki’nin asıl çıkışı, manga ve anime olarak yaptığı Nausicaä of the Valley of the Wind ile olmuş. Bu eser, o güne kadar görülmemiş bir şey yaparak animasyon dünyasını ilk eserinden sarsmayı başarmış. Daha sonra, gişede başarısız olsa da My Neighbor Totoro gelmiş ve daha sonradan Studio Ghibli’nin maskotu olmuş bir eser hâline gelmiş. Miyazaki, boş durmayı düşmanı olarak gören biri olduğu için hiçbir şey yapmamak onu sıkıcı bulmuş ve sürekli çalışmış. Ancak Totoro kadar etkileyici bir eser daha yaratamamış; bu durum onun canını sıkmış. Ayrıca, aksi ve tonton ihtiyar olarak tanınan Miyazaki, Kiki’s Delivery Service, Porco Rosso, Princess Mononoke, Spirited Away ve The Boy and the Heron filmlerini de yapmıştır. Spirited Away ile En İyi Film Oscar’ını kazanmıştır. Princess Mononoke ile insan ve doğa karşılaşmasını işlemiş; eserin sonunu kendisi de biraz yarım bırakmıştır. Uçmaya olan tutkusunu göreceğimiz Nausicaä ve Porco Rosso dışında Castle in the Sky filmini de yapmış ve özellikle mekanik çizimlerin doğruluğu ile izleyenleri etkilemiştir. Mükemmeliyetçi tarzı bazen basit bir film yapmasına engel olsa da işleri basit tutmayı bilmiş. Bir çalışanının kızından ilham alarak Gake no Ue no Ponyo filmini yapmış ve bu filmde ilk defa pastel boyalarla çalışmıştır. Film için Seto İç Denizi’ne giderek deniz çizimlerini incelemiş; bu bilgiyi belgeselden öğreniyoruz. Miyazaki, tam bir uçak ve uçma delisi olarak eserlerinin her yerine uçuşla ilgili öğeler yerleştirmiş, ancak hayatından kesitleri de eserlerine yansıtmıştır. Kadın figürleri eserlerinde güçlü bir şekilde yer alır; bu, annesinin durumu nedeniyle kadın karakterlere özel bir önem vermesinden kaynaklanmaktadır. Ponyo filmini yaparken ne kadar duygulandığını da görebilirsiniz. Her ne kadar filmleriyle olmasa da, zaman zaman konuşmalarında Japon hükümetine eleştirilerde bulunmuş; ancak genellikle çocuklar için eserler ortaya koymuştur. Bu nedenle Türkiye’de eleştirilse de, karamsar biri olmasına rağmen eserlerinde iyimser bir tavır sergilemiştir. Miyazaki, İngiliz ve Fransız sanatına düşkün bir sanatçıdır. Bunu en iyi görebileceğimiz eser ise tahmin edebileceğiniz gibi Howl’s Moving Castle’dır. Özellikle bu filmde Fransız sanatının izlerini görmek mümkündür. Yetişkinlerden çok çocuklara hayran biri olarak, onlarla birlikteyken daha rahat ve anlaşılır biriymiş. Bu, olgun olmamasını ve oğluyla arasındaki ilişkinin neden gergin olduğunu da açıklıyor. Kendisi, iyi bir baba ve eş olmadığının farkında olduğunu dile getirmiş. Oğluyla arası, film işleri nedeniyle açılmış ve pek düzelmemiş gibi görünüyor. Miyazaki, sanatta eli kirletmenin önemli olduğuna inanmış ve eserlerinde bilgisayarı çok az kullanmıştır. Kadın figürlerin çok yönlü olduğunu vurgulamış ve erkek karakterlerden sıkıldığını dile getirmiştir. Her ne kadar mükemmel dünyalar yaratan biri olsa da hikayelerinde hep bir boşluk vardır. Bu nedenle hikaye anlatımında kusursuz olmasa da, yarattığı dünyalar bakımından benzersizdir. Benim en sevdiğim eseri Laputa. Herkesin bir Laputası olmalı bence; hayal gücümüzü çalıştırmalı ve onu özgürlükler diyarında ilerletmeliyiz. Yaptığın eserler için arigatou gozaimasu, Miyazaki-san. Benim için, Takahata mı Miyazaki mi yarışında kazanan Takahata olsa da, Miyazaki yaşayan anime tanrısıdır.
Anime
·
146 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.