İnsan doğası doğuştan mı kötücüldür yoksa çevre mi buna sebep olur hiç merak ettiniz mi ?
William Golding 1954 yılında kaleme aldığı ve ilk eseri olan Sineklerin Tanrısı’nda bunun cevabını kısmen bize vermiştir.
Eser bir uçak kazasıyla başlar. Bir savaş sırasında sivilleri daha güvenli bir yere götürmek amacı güden uçak ıssız bir adaya düşer fakat hayatta kalanlar yalnızca yaşları 6-14 arasında değişen çocuklardır. Yazarın karakterleri çocuklardan oluşturmasının sebebi ise çocukların daha dürtüsel ve çevreden daha az etkilenmiş olmalıdır. Bu, konunun işlenmesine daha doğal bir ortam hazırlar. (Gerçi gelişim psikolojisine baktığımızda bu yaştaki çocuklar çevrelerinden yeterince etkilenmiş ve karakterleri oluşmuştur. Dolayısıyla o kadar da bilinçsizce hareket etmezler.) Eserde hayatta kalan çocuklar şoku atlattıktan ve bir araya geldikten sonra adeta bir cennete düştüklerini düşünürler. Çünkü düştükleri yerde ebeveyn, dolayısıyla bir otorite yoktur. Çocuklar istedikleri zaman ve istedikleri kadar oyun oynar, denizde yüzer, uyur ve yerler. Oyun ve uyum içinde geçen cennetten çıkma günlerin ardından yiyeceğin azalması, güvenlik sorunları ve (kimilerinde) oradan kurtulma isteği başlar. Oradaki kararları alması üzere seçilen lider sorunlarla baş etmekte zorlanır ve görüş ayrılıkları başlar, adaletin yanında güç istemi baş gösterir ve ayrı bir grup oluşur. Yeni oluşturulan grup güç ve zalimlik üzere yürütülür. İlk başta içlerinde yükselen güç istemini yemek için öldürdükleri domuzlardan karşılayan grup sonrasında ihtiyaç değil zevk üzere öldürmelere başlar. Ve ölümler yalnızca hayvanlarla sınırlı kalmaz... Çok kısa zamanda cennet farz ettikleri ada bir cehenneme dönüşecektir.
Bu eser sembolik bir eser olmakla beraber kitaptaki her çocuk aslında halktan bir kesimi temsil eder; aydınlar, din adamları, diplomatlar ve özele indirgeyebileceğimiz daha fazlası. Toplumdaki düzen istemi ve dürtülerin çatışması, güç istemi, çıkarlar, iktidar, din, cinsel hazlar ve nice konular işlense/eleştirilse de kitabın karakterlerinden kaynaklı ağır bir metin ortaya konmaz, hissettirilir. Örneğin aydınları temsil eden karakter kitapta çok bilgilidir ama aynı zamanda elinden hiçbir iş gelmez. Bunu günümüzdeki aydınların bilgilerini ve yeteneklerini bir şeyler yapmak için kullanmayıp, tabiri caizse etliye sütlüye dokunmayıp sadece konuşmaktan ibaret bir sanat icra etmelerine benzetebiliriz.
Kitabın ardından iki uyarlama film de çekilmiştir. İlki 1963 yapımı olup siyah-beyazdır. İkincisi 1990 yapımıdır. Filmlerde çoğunlukla esere bağlı kalınmış olsa da bazı önemli değişiklikler bulunur. Şu anda da dizisi çekilmekte. Kitap arkası film yapmayı sevenler için güzel bir kritik malzemesi olabilir.
Kitapta din adamalarını temsil eden karakter spesifik olarak İsa’yı temsil eder. Sarı saçları, mavi gözleri ve masum bakışlarıyla filmi izlerken karakteri şıp diye tanıyacaksınız.
Okumaktan değil okumamaktan pişman olacağınız bir kitap, kesinlikle tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim :)