·415 syf.····Okunma: 14 Eylül 2025 18:23 Kitap güzel başlamıştı esasında ancak belli bir noktadan sonra her şey sanki bir koşturmaca hızında apar topar gerçekleşir oldu. Romanın dili anlatımı bana samimi gelmemeye başladı, yapaylık kendini hissettirdi. Birçok karakter oluşturup devamlı bunların hepsine tek tek eğilmek, anlatmak bana pek iyi bir yöntem gibi gelmedi. Arka kapakta yazan, karakterlerin karton olmadığı iddiası bana adeta ironi gibi geldi. Gittikçe yazılanlar öylesine yazılmış gibi gelmeye, yapay bir duygusallık öne çıkmaya başladı. Bir zaferin hikayesinde önce zaferin verdiği muzafferane hava olmalı bence. Elbette duygusallık da olacak ancak bir kadın yazarın kaleminden çıktığını bu denli belli eden ve artık olayları ajite etme boyutuna varan yapay bir duygusallık pek hoşuma gitmedi. Hele ki diyaloglar... Çok çok yapay, yapmacık, samimiyetsiz. Devamlı benzer olaylar, benzer anlatımlar ve benzer diyaloglar. Sağlam bir kurgu ve hikaye yok ortada. Bana çekici gelen tek unsur Kurtuluş Savaşı'na Söğüt gibi bir Anadolu kasabasından bakılıyor olması idi. Bu yönüyle Akşehir'de geçen Küçük Ağa'yı aklıma getirse de Küçük Ağa çok daha usta işi bir roman bunun yanında.
Hilal Görününce'yi bir parça sevmiş Bizim Diyarda'yı buna benzer nedenlerden ötürü sevememiştim. Sevinç Çokum'un dili bana bir parça acemice geldi bu kitapta. Yani bir Tarık Buğra bir Kemal Tahir asla değil. Onlarla mukayese ederek yapıyorum bu yorumu biraz da. Her şeye rağmen çok rahat okunan, yormayan bir roman. Ahmet Günbay Yıldız seviyesinden hallice. Ortaokul seviyesi için daha uygun.