Mavi Neşe’nin kaleminden...
Ne var ki yağmur çok dertliydi, gezdiği yüz yedi iklimi, otuz üç bin göğü, geçip gittiği, yağamadığı binlerce toprağı ağlaya ağlaya anlattı:
“Yoruldum ateşlere, afetlere, pisliğe yağmaktan; yangınlara yetişemiyorum, içleri yıkayamıyorum, evlere giremiyorum, camlara çarpmak canımı acıtıyor, kimse yarıp göğsünü beni karşılamıyor, kimsenin kimseye kapısını açıp bir döşek sermediği, serilen döşeklere ise serilenlerin tükürdüğü şu hayatta ben yağmur, nereye yağabilirim ki?” Onu teselli edemiyordum. Polivinil paltomu nerde çıkardığımı hatırlamıyordum. Yağmur için iyi bir sevgili olamamıştım. Barın kapısında uzun uzun öptü yüzümü, saçlarımdan akarken
“Gene gel, sevdim seni,” dedi....