Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bazen bir hikaye sadece bir aşkı anlatmaz.Geçmişin insanın peşini yıllarca nasıl bırakmadığını intikamla başlayan bir yolun insanı nereye sürükleyebileceğini anlatır.
Savcı-İlayda Koçyiğit
Ela kadınlar ve çocuklar için mücadele eden,adalet duygusunu her şeyin üstünde tutan bir savcı. Ancak hayatı boyunca başkalarının yaralarını sarmaya çalışırken kendi yaraları hiç kapanmıyor. Özellikle nişanlısının ölümünden sonra hayatı tamamen değişiyor.
Bir davanın peşine düşen Ela suçlu olarak gördüğü mafya liderini hapse göndermeyi başarıyor. Fakat bu kararın bedelini de ağır ödüyor.Görevinden uzaklaştırılıyor ve yıllarca emek verdiği mesleğinden kopmak zorunda kalıyor.
Tam her şey bitti derken hayatına Serkan Karavan giriyor.Serkan,Ela'nın geçmişindeki en büyük düşmanlarından biri olan adamın yeğeni.İlk başta aralarındaki tek şey öfke ve önyargı.Fakat kader onları sürekli aynı noktada karşı karşıya getiriyor.Üstelik Ela'nın yardım ettiği genç bir kadının, yıllardır nefret ettiği ailenin kızı çıkmasıyla olaylar daha da karmaşık bir hal alıyor.
Hikaye ilerledikçe sadece eski düşmanlıkları değil ailelerin sakladığı sırları da öğrenmeye başlıyoruz.Ela bir yandan geçmişte yaşadıklarının hesabını vermeye çalışırken diğer yandan hiç beklemediği duygularla yüzleşiyor. Çünkü bazen insanın en uzak durmak istediği kişi hayatında en çok yer kaplayan kişi haline gelebiliyor.
Hazırsanız...
Adalet için başlayan bir savaşın yıllar sonra intikam, sırlar ve beklenmedik duygularla bambaşka bir yöne sürüklendiği o hikayeye yaklaşabiliriz...
Belki de insanı en çok zorlayan şey düşmanları değildir...Onlar hakkında bildiği her şeyin yanlış çıkmasıdır.
Bazen bir hikaye sadece yaşananları anlatmaz.
İnsanın neden kaçtığını, neden susmayı seçtiğini ve en önemlisi…bir gün neden geri dönüp yüzleştiğini anlatır.
Şehirde Güneş – Bilge Sinan
Kitap Güneş’in hayatı üzerinden ilerliyor. Dışarıdan bakınca sıradan bir şehir hayatı gibi. Kendi düzenini kurmaya çalışan,ayakta durmaya çalışan genç bir kadın. Ama içeri girdikçe anlıyorsun ki bu sadece yeni bir hayat değil… aynı zamanda bir kaçış.
Güneş’in hayatına giren insanlar onun hayatına farklı şekillerde dokunuyor.
Biri daha baskın ve sahiplenici, diğeri daha sakin ve anlayışlı.Güneş bu iki farklı yaklaşım arasında kalırken aslında en büyük mücadeleyi kendi içinde veriyor. Çünkü ne kadar yeni bir hayat kurmaya çalışsa da geçmişi peşini bırakmıyor.
Zamanla Güneş’in aslında Güneş olmadığı ortaya çıkıyor. Gerçek adı Zehra. Köyde yaşadığı ağır bir olaydan sonra her şeyi bırakıp kaçmış. Sevdiği insanla yaşadığı ilişki, çevrenin baskısı ve gördüğü şiddet… hepsi onu başka birine dönüşmek zorunda bırakmış.
Ama insan ne kadar kaçarsa kaçsın bazı şeyler peşinden geliyor.
Hikaye ilerledikçe Güneş artık kaçmayı bırakıyor. Geçmişiyle yüzleşiyor, yaşadıklarını anlatıyor ve ilk defa kendi hayatının kontrolünü eline almaya başlıyor. Bu süreçte gerçek sevginin ne olduğunu da fark ediyor. Çünkü sevgi bazen sahiplenmek değil, sadece yanında durmak.
Hazırsanız…
ilk bakışta sade duran ama içine girdikçe ağırlığını hissettiren o hikayelere birlikte yaklaşalım…
Belki de mesele anlatılanlar değildir…belki de mesele o hikayeler bittikten sonra içimizde sessizce kalmaya devam eden şeylerdir.
Şehirde GüneşBilge Sinan · Düş Kurguları Yayıncılık · 20255 okunma
Bazen bir kitap sadece iki insanın mektuplarını anlatmaz.İnsanın hayatında çok kısa süre yer kaplayan birinin bile nasıl unutulmaz olabildiğini anlatır.
Milena'ya Mektuplar — Franz Kafka
Franz Kafka'nın adını çoğumuz Dava,Şato ya da Dönüşüm ile duyduk. Ama bana kalırsa bir yazarı en iyi tanıtan şey romanları değil saklamaya çalıştığı duygularıdır.
Milena'ya Mektuplar tam da böyle bir kitap.
Kafka ve Milena'nın yolu edebiyat sayesinde kesişiyor. Milena Kafka'nın eserlerini Çekçeye çevirmek isteyen genç ve başarılı bir gazeteci.Başlangıçta sıradan görünen yazışmalar zamanla bambaşka bir yere dönüşüyor.Kafka'nın her mektubunda biraz daha özlem biraz daha hayranlık ve biraz daha çaresizlik hissedilmeye başlanıyor.
Fakat hikayenin en hüzünlü tarafı da burada.
Milena evli.
Kafka hasta.
Aralarında şehirler ülkeler ve aşılması zor engeller var.
Bu yüzden kitap boyunca bir kavuşmanın değil sürekli ertelenen bir umudun peşinden gidiyoruz.
Okurken en çok dikkatimi çeken şey Kafka'nın kendisi oldu.Çünkü burada büyük bir yazar değil korkan, bekleyen,özleyen ve sevdiği insana ulaşmaya çalışan bir adam görüyoruz.Belki de bu yüzden mektuplar yüz yıl sonra bile hala canlılığını koruyor.
Hazırsanız...
birbirine yetişemeyen iki insanın yarım kalan duyguların ve satırlara sığınan bir sevdanın hikayesine yaklaşabiliriz...
Belki de bazı insanlar hayatımıza uzun yıllar kalmak için değil...
Bir ömür unutulmayacak birkaç satır bırakmak için giriyordur.
Kafka’nın en kişisel eserlerinden biri olan Milena’ya Mektuplar yeni baskısıyla Puslu Yayıncılık etiketiyle yeniden okurlarla buluşuyor...