İlayda Koçyiğit’in Savcı kitabını okurken, daha ilk sayfalardan itibaren tüylerim diken diken oldu diyebilirim. Adaleti sağlamak için elinden geleni yapan bir kadın olan Ela Aydemir’in, geçmişiyle yüzleşmek zorunda kaldığı o karanlık atmosfer kitabın her satırına sinmiş durumda. Kaçırıldığı o depoda, bir zamanlar hayatını altüst eden adamla yeniden karşılaşması — hem psikolojik hem de duygusal açıdan okuru sarsıyor. Bir yanda adalet duygusu, diğer yanda geçmişin izleri… Gerilim hiç azalmadan devam ediyor, her sayfa “şimdi ne olacak” dedirtiyor.
Bence kitabın en vurucu tarafı, yazarın gerilim unsurunu abartmadan, ama etkili bir biçimde işlemiş olmasıydı. O karanlık sahnelerde bile duygusal derinlik vardı. Ela’nın geçmiş travmalarıyla yüzleşmesi, onun sadece bir kurban değil, aynı zamanda yeniden doğan bir kadın oluşunu da çok iyi yansıtmış. Özellikle o “yalan” temasını kitabın ortalarında çok hissettim; sanki her karakterin maskesi tek tek düşüyor gibiydi.
Yazarın kalemiyle ilk kez tanıştım ama kesinlikle son olmayacak. Akıcı bir dili var, fazla süse ya da yapay duyguya kaçmadan yazıyor. Bu da hem hikâyeyi gerçek kılıyor hem de okurken “ya bu gerçekten yaşanmış olabilir” hissi veriyor. Gerilim kitaplarında bazen karakterlerin duyguları yüzeyde kalır, ama burada tam tersi olmuş — Ela’nın iç dünyası, korkusu, gücü çok doğal aktarılmış.
Kadın karakterin güçlü olması beni inanılmaz etkiledi. Ela, başına ne gelirse gelsin dimdik duran bir kadın. Ne kadar korksa da savaşmaktan vazgeçmiyor. Onun içindeki adalet duygusu, bazen öfkeye, bazen de acıya dönüşüyor ama hiçbir zaman tamamen tükenmiyor.
Serkan karakteri ise tam bir muamma… Onunla Ela arasındaki dinamik çok karmaşık; hem nefret hem çekim bir arada. Yazar bu ikili arasındaki çatışmayı o kadar iyi işlemiş ki,