Uzun zamandır bu kadar duygulanmamıştım. Yüreğim acıdı adeta...Nereden başlasam bilemiyorum,kelime dağarcığım elverdiğince bu eseri yorumlayacağım . Bu kısmı spoiler içerir.
Kitap Sovyetler Birliği zamanında Kırgızistan'da geçiyor. Anne babası tarafından terk edilen küçük bir çocuk dedesi tarafından büyütülür. Babası gemide çalışmaktadır ve bir gün beyaz gemiyle onu görmeye geleceğini,balığa dönüşüp gölde yüzerek gemiye ulaşacağını hayal eder.Dedesinin anlattığı masalları ve özellikle Geyik Ana masalını çok sever.Yaşadığı dağlarda da geyikler gelmiş çocuk sevinçten ne yapacağını bilemez haldedir. Ama bu sevinç uzun sürmez. Teyzesinin kocası olan zorba zalim Urazkul tarafından beyaz geyik kesilir ve çocuğun inandığı tüm güzel değerler yerle bir olur adeta...
Şöyle düşününce aslında kitaptaki karakterler Sovyet zamanındaki halkı temsil etmektedir. Zalim Urazkul, SSCB'nin zorba ve baskıcı zihniyetini temsil eder. Vefakar Mümin dede çok iyi ama, pasif ses çıkarmayan , gidecek yeri olmayan çaresiz haliyle SSCB'ye bağlı, devletin baskısına boyun eğen ve böyle bir ortamda geleneğini ,örfünü, dinini yaşatmaya çalışan Türk Devletlerini temsil eder. Geyik Ana masalı da bu değerleri temsil eder. Ama ne yazık ki kötülüğün gücünden kurtulamaz ve değerlerine istemeyerek ihanet etmek zorunda kalır. Çocuk ise bu duruma öfkelidir ama zayıflığına üzülür. Urazkul'a yetecek, karşı koyacak gücü yoktur çünkü. Kulubey gibi bir abisi olsun, onları bu zülümden kurtarsın ister. Çocuk da bu devletlerdeki güçsüz halkı temsil eder...Yüreğe dokunan nadide bir eser. İyiliğin pasif kaldığı müddetçe, güçlü olan kötülüğe yenik düştüğünü, ama insanlık var olduğu sürece doğrunun hep var olacağını anlatır.