Belki de yanlış mercia soruyoruz bu soruyu. Dünya ne bağışlar, ne de affeder. O, yalnızca taşır. Depremleri, sevinçleri, savaşları, doğumları... Hepsinin ağırlığını sırtında, sessizce.
Asıl mesele, dünyanın bu kötülüğü bağışlayıp bağışlamayacağı değil. Mesele, bizim taşıdığımız yaralara rağmen, dünyanın o katı toprağında bir çiçek açıp açamayacağımızda saklı.
Bağışlama eylemi, dünyanın değil, insanın en insani yanıdır. O, toprağın değil, kalbin işidir. Dünya zaten nötrdür; ona anlam yükleyen, rengini veren bizleriz. Kötülüğü biz yaratıyorsak, onu temizleyecek olan iyilik de bizim cevherimizde var.
Belki de dünyadan bir bağışlanma beklemek yerine, ona bir armağan sunmakla yükümlüyüz: Daha çok şefkat, daha çok anlayış, daha çok merhamet... Ta ki dünyanın ağırlığı, bizim iyiliğimizle hafiflesin.
Peki sizce, dünyanın yükünü hafifletmek için ona en değerli armağanımız ne olabilir?