“İnsanı insan yapan neydi?”
“Büyümenin, kim olduğunu tam olarak bilmezken içinde bulunduğun yanılsamanın kırılması olduğunu söylüyorlar.”
Robot Descartes, gerçek olan Galileo ve Kant adındaki kedileriyle birlikte yaşayan Profesör Choi ve oğlu Cheol, biraz izole bir yaşam sürüyordu. Profesör, oğlunun evde eğitim görmesini istemiş ve bu sorumluluğu üstlenmişti. Korumacı bir tavrı olduğu için Cheol’u dış dünyadan sakındığı da açıktı. Çoğu ebeveyn gibi o da oğlunu tam anlamıyla kavrayamıyordu. Oysa Cheol okula gitmek, arkadaş edinmek istiyordu. Fakat babasını kırmamak için bu isteğini dile getirmekte hep çekingen davrandı.
Profesörün de kendince haklı nedenleri vardı. En önemlisi, ülkelerini sarsan iç savaştı. Böylece baba-oğul dış dünyadan uzakta Human Matters’da sanki savaşı kendi ülkelerinde değilmiş gibi deneyimliyorlardı.
Babalar genellikle çocuklarını anlamakta zorlanır ama bazen de haklı çıkarlar. Cheol’un dışarı çıktığı bir gün, küçük bir an bile bildiği hayatı altüst etmeye yetti. Çünkü makineler asla yalan söylemezdi. Ve makine bu kez onun kayıtlı olmayan bir hümanoid olduğunu söylüyordu.
Peki, hümanoid mi insan mı?
Cheol artık güvenli alanın çok ötesindeydi. Küçük dünyasının yerini insan gibi görünen ama aslında robot olduklarını bilmeyenler, robotlardan nefret eden robotlar ve insanlardan nefret eden robotlar almıştı. Nereye ait olduğunu söylese zarar göreceğini hissediyordu. Trajikomik tarafı ise nereye ait olduğunu kendisinin de bilmemesiydi.
Robotların insana benzemesi mi daha kolaydı yoksa insanların robota benzemesi mi?
Kitap, güzel noktalara değinen ve akıcı bir dille yazılmıştı. Dili ağır değildi okuması kolay ve keyifliydi. Kurgusu da oldukça başarılıydı. İnsan zihni ne kadar gelişirse gelişsin, dünya ne kadar ilerlerse ilerlesin değişmeyen