Zezé…
Daha ismini okurken bile boğazına bir şeyler düğümleniyor insanın. Çünkü onun hikayesi sadece bir çocuğun değil; biraz senin, biraz benim, biraz da hiç konuşmamış tüm içimizde kalmış çocukların hikâyesi.
Zezé yaramaz bir çocuk değil aslında. O sadece sevilmek isteyen, sesi duyulun isteyen bir kalp. Ama ne zaman bir şey anlatsa, bir tokat; ne zaman güldüğünde içi gülse, bir azar; ne zaman umutlansa, bir kayıp've okurken zezeye yapılan kendime yapılmışçasına otururdu hep içime belkide bunları bir çocuğun yaşamasıydı asıl içine oturan'...
Küçücük bir çocuğun bir ağaçla konuşmasında acı var. Hem de ne acı. Çünkü gerçek insanlar onu duymuyor O yüzden gider küçük portakal fidanıa sarılır Ona anlatır her şeyi. Çünkü bazen bir ağaç, bir insandan daha çok dinler seni.
En çok da şu koyar insana:
Zezé büyüdüğünde artık o ağacıyla konuşmaz. Çünkü çocukluk, yaşanırken değil, bittiğinde en çok acıtır.
İşte o yüzden Şeker Portakalı bir kitap değil sadece. Bir yara izi gibi. Kapanır belki ama dokununca hep sızlar zezenin çektiği her acıya kitabı okurken ben çekiyordum ama, bu hikaye sadece iki kapak arasında kalmıyordu yaşamadığın şeyleri bile yaşatarak.