Gönderi

Gitmek zamanı....
Bazı şiirler vardır; Bir göz kırpışta, bir gece sessizliğinde, bir kalp atışında kendini belli eder. Ne bir bedene sığar, ne bir zamana. Çünkü sevmek, bir ömrü değil de bir kalbin içindeki sonsuzluğu sevmektir. Tenden çok, yürekten gelen bir bağdır bu. İşte o zaman, aşk ve hasret bir sahiplik değil, bir aidiyet olur. Bir zamanlar bir adam vardı. Kalemi eline ilk aldığında ne yazacağını bilmeyen ama ne hissettiğini bilen bir adam… Onun için yazmak, bir iç döküş değil; bir iç varoluştu. Sevgisini birine anlatmak değil, onu kendinde yaşatmaktı derdi. Sevgiliyi bir kadında değil, bir kelimede, bir harfte, bir durakta saklardı. Kırmaktan korktuğu tek şey, onun adıydı. Kalemini eğdi ama hiç bükmedi sevgisini. Bir defa yazdı mı, artık geri dönüş yoktu. Adı kazınmıştı mısralara, ve mısralar dökülmüştü kaderine. Dünyayı gözüne sığdırdığı bir tutam mısranın kıvrımına sardı. O hecelere doladı bütün alemi. Ne yapsa eksik, ne dese azdı. Çünkü duyguları kâğıtlara dökmek kolay değildi. Harfler kifayetsizdi, ama kalp vazgeçmedi. Her harfte bir parçası azaldı; yazdıkça kanadı, sardıkça çoğaldı. Gecelerle konuşur oldu, yıldızlara mektup yazdı; ama cevabı sadece yüreğinde buldu. Sessizlik çökünce şehirler susar, şiirler konuşur ya hani… İşte o anlarda düşledi. Gözlerin nereye baktığını değil, kalbinin nasıl attığını hatırladı. O bakışlar, karanlığı soyan bir çift ayna gibiydi. Her bakış bir sızı, her susuş bir yakarıştı. Ve işte burada, bir hikâyenin değil; hislerin sonsuzluğu başlar… Bu dizeleri, benim tasarımımla sadece ruhlarıyla okumakla kalmayıp içselleştiren iki büyük usta: Tuncel Kurtiz ve Yıldız Kenter yüreklendirdi Biri dağ gibidir, her kelimenin altını taşla oyar. Diğeri bir ipek gibi dokunur heceye, gözyaşı değmeden ağlatır. Bu iki ruh, şiirin kalbini yankıya dönüştürür; mısralar onların nefesiyle sözden aşıp öze değer ve ölümsüz birer zaman olur... Ahmet Ozat
Şiir
·
1 +1'leme
·
109 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.