Kitaplığımda "Lütfen beni oku!" Edasıyla gözüme ilişiverdi. Başka yarım bıraktığım kitaplar vardı, onlar tamamlanacaktı, kritiği yapılacaktı. "Çayım bitene kadar vaktin var !" Dedim. Kitap bitti, çay bitmedi. :) Öyle bir akış fakat dopdolu. Yazarın ilk okuduğum eseri. Aklım diğerlerinde. Kısa öyküler içine insan ruhunu, duygusunu, yaşanan coğrafyanın; kültürünü, iklimini, insanını sığdırması ve ve ve nesneleri , suretleri tasvir şekli kendime ödev oluşturdu. "Bir çocuk zihni ile nesneleri ve suretleri tarif etmek üzerine çalış Birsen!" Bir göz kırptı, ağına takıldık, kapattık kapağını, kaldı bize "çocuk zihnine indirgemeci öykücülük". Bu derde düşürdüğü için yazara müteşekkirim. :) Eserinde yer verdiği Abdülhak Hamid Tarhan'ı tanımış, eserlerine bakmış okuyacaklar listesine alarak; "iyi kitap sizi diğer iyi kitaplara götürür" tezini pratize etmiş oldum. :) Okuduğu kitabı çizen, karalayan, boş bulduğu yerlere yorum ya da sözlük anlamı ile dolduran biri olarak esere çok bir dahlim olmadı. :) Fakat bu onu kıymetsiz yapmayacaktır çünkü Lübnan, Halep, Beyrut sokaklarında farklı bir kültüre kapı açıyor bize. Bu da seyir zevki veriyor. Eskici ve Köpek öyküleri gözlerimi doldurdu okurken. "Pamuk ipliğine bağlı" deyimini Çıban öyküsü üzerinden işlerken, "Yazar bu deyim üzerinden mi hareket etti ya da bu deyimin çıkışında katkısı var mı, farkında olmadan bir deyimin sebebi iradını anlatmış mı oldu?" diye gülme eşliğinde geldi sorular. :) El yakmayan, ışığı tükenmeyen, kibrit istemeyen nesnenin ne olduğunu bulmak için öykünün adını dikkatinden kaçıran yanımı kınıyorum. Bulamamak bile üzmedi bu kadar:) Fakat burada "bilemediğin bir nesneyi onu hiç görmeyen biri olarak nasıl tarif edersin?" sorusunun cevabını almış oldum. Hoşuma giden tasvirlerini buraya başta kendim için sonra ilgilisi için not alıyorum:
"Ay olmasa da yıldızlar yakından pırıldaşır; yıldızlar bile örtülse, gene gökte, ışık yerine geçen cila parlar." S.6
" Paşa dediği benim... Daha o zaman teğmendim. Fakat bedevinin gözünde bir Türk subayı her zaman paşadır.". S. 9
"Bir mal sahibi olduğunu yüreğinin bayıltıcı şekerlenmesinden sezdi." S.29
"Çam dallarında sallanan bir tırtıl torbası gibi kafanızın içi, durmadan, gece gündüz kıvrılıp bükülen soğuk uyarımlı düşüncelerle dolu, kımıltılı, ağır, yüklüdür. "S. 32
"Bana Buldok suratı; bütün dişleri söktükten sonra acemi bir dişçiye tam takım diş yaptırıp da çene kemikleri çökerek yüzü tanınmayacak şekle giren eski somurtkan memur tiplerini hatırlatır." S.33
"dünyaya filozof gözüyle değil, öfkeyle değil, düşünceli bakıyordu. Bu gözler anlamaya başladığı dünyayı artık tartiyordu." S.35-36
"Güzel kadın gözlerine en çok yaraşan aydınlık, oynak mum ışığıdır." S.61
"Yalnız içimi duyuyordum ve içimde yanarak tükenen bir yerimi! Bu, sanırım yüreğimdi. Tüm benliğim yanan bir kalpten oluşmuştu." S. 64