·384 syf.····Okunma: 19 Eylül 2025 13:53 Nikos KAZANCAKİS' den bahsedeyim biraz onu tanıyanlar, Kazancakis’i hem ağırbaşlı bir filozof hem de hayatı tutkuyla seven bir insan olarak tarif ediyorlar.
Bir yanıyla derin düşüncelere dalan bir münzevi, diğer yanıyla kahkahalarla sofraya oturan özgür ruhlu bir dost.
Gelelim Zorba kitabımıza...
Zorba’yı yazdı çünkü Zorba, onun içinde olmak istediği o özgür ruhu taşıyor. Hayata hiç tereddüt etmeden dalan, dans eden, yiyip içen, yaşayan, anın tadını çıkaran adam...
İkisi aslında birbirinin tamamlayıcısı gibi. Kazancakis aklı, sorgulayan tarafı; Zorba ise yüreği, özgür ruhu. Bir yanıyla çok farklılar gibi görünse de, aslında Kazancakis’in içinde Zorba’nın o coşkulu hali hep vardı. Zorba, onun gizli benliği, yaşamak istediği hayatın yansıması gibi.
Zorba’yı okurken şunu hissettim: Hayat çok da beklemeye gelmiyor. Dans etmek, sevmek, acıyı da sevinci de dibine kadar yaşamak gerekiyor. Zorba, bana “kendini tutma” dedi sanki. Onun çılgınlığı, kahkahası, hayata karşı cesareti bende iz bıraktı.
Ama kitabın diğer yanıyla da düşündüm: Hepimiz Zorba kadar rahat olabilir miyiz? Ya da Kazancakis gibi içimizdeki yükleri taşımadan yaşayabilir miyiz? Bu çatışmayı çok hissettim okurken.
Sonunda kitap bana şunu söyledi: Belki tam bir Zorba olamayız, ama içimizdeki o özgür ruhu biraz daha serbest bırakabiliriz.
Eleştiri...
Ben kitabı sevdim ama eleştirisiz de bırakmadım. Çünkü bazen çok ağır felsefi bölümleri vardı, uzun uzun düşünceye dalıyordu yazar. O kısımlarda biraz yoruldum, sanki akış yavaşladı. Ben daha çok Zorba’nın o canlı, içten tarafını okumak istedim ama arada fazla felsefeye boğuldu gibi hissettim.
Bir de, kadın karakterlerin kitaptaki yeri beni düşündürdü. Sanki biraz yüzeysel kalmıştı. Onlarında daha derin anlatılmasını isterdim..
Kısacası ben çok severek okudum sizin de Zorba ile tanışmanızı isterim (filmini izlemedim henüz ama izleyeceğim)