·220 syf.····Okunma: 19 Eylül 2025 14:42 Mikhail Lermontov’un "Zamanımızın Kahramanı" adlı romanı ve Çağan Irmak’ın Issız Adam filmi, farklı dönemlerde ve coğrafyalarda yaratılmış olsalar da, aynı türden bir adamın iç dünyasını anlatır: bağlanamayan, anlam arayan ama hiçbir şeyi tamamlayamayan bir adam. Peçorin ve Alper, iki ayrı çağın “yarım” karakterleridir.
---
Kim Bu Adamlar?
Grigoriy Peçorin, 19. yüzyıl Rus aristokrasisinin içinden çıkan, savaşlar, görevler ve seyahatlerle dolu bir hayat süren ama içten içe boşluk hissiyle savrulan bir subaydır. Kadınları etkiler, onları sever gibi yapar, sonra sıkılır ve uzaklaşır.
Alper, günümüz İstanbul’unda yaşayan, yemek yapmayı, plak toplamayı, kısa süreli ilişkileri seven, kültürlü ve çekici bir adamdır. Ama onun da içi boştur; özellikle sevmeye başladığı an, kaçmaya başlar.
İkisi de kendilerinden kaçarken başkalarını kırar. İkisi de yalnız kalmayı seçer ama bu yalnızlık bir tercih değil, bir kaçınılmazlıktır.
---
Anlatım Biçimi: Kırık Yapılar
Lermontov’un romanı bilinçli olarak parçalıdır. Bir dış anlatıcıyla başlar, Maksim Maksimiç’in tanıklığıyla sürer, sonra Peçorin’in günlüğüne geçer. Her bölüm farklı bir zaman, farklı bir ses, farklı bir ruh hâlidir. Özellikle “Taman” ve “Fatalist” bölümleri, neredeyse bağımsız öyküler gibi durur. Romanın yapısı, Peçorin’in içsel bütünsüzlüğünün aynasıdır.
*Issız Adam*’da hikâye daha lineer ilerlese de, Alper’in iç dünyası görüntülerin sessizliğiyle, müziklerin eşlik ettiği yalnız sahnelerle ve en çok da konuşmadıklarıyla anlatılır. Anlatım, karakterin duygusal kapalılığını biçimsel olarak da taşır.
---
Aşkı Anlamayan, Aşkla Dağılmaya Başlayan Adamlar
Peçorin, Bela’yı sever gibi olur ama sevginin içindeki bağlılık fikri onu boğar. Mary’yi kendine âşık eder, sonra onu da terk eder. Sevdiği için değil, etki bırakabildiği için ilişkilere girer.
Alper, Ada’ya gerçekten bağlanmak ister. Ama bağlandığı anda panikler. Onu hayatının içine almakla, o hayatı kaybetmek arasında kalır. Ve sonunda en iyi bildiği şeyi yapar: kaçar.
İki karakter de aşkı yaşamak ister ama aşk onlar için bir güven duygusu değil, bir tehdit gibidir. Bağ kurmak, dağılmak demektir.
---
Sonlar: Yaşamaya Devam Etmek mi, İçten Ölmek mi?
Peçorin’in sonu başta belirsiz gibi görünse de, anlatıcının verdiği bilgiye göre İran seferinden döndükten sonra öldüğü belirtilir. Bu ölüm, onun sadece fiziksel sona değil, zaten uzun süredir süregelen içsel çöküşünün de doğal bir sonucudur. Peçorin’in yaşama arzusu, çok önceden tükenmişti; ölümü bu tükenmişliğin kapanışıdır.\*\*.
Alper, hayatına devam eder ama Ada’dan uzak durarak aslında duygusal bir intihara imza atar. Hayattadır, çalışır, yemek yapar… ama içi boştur.
Her iki karakterin de sonu “mutlu son” değildir. Çünkü bu adamlar mutlu olmayı bilmezler; kendileriyle barışmaları mümkün değildir.
---
Zamanlar Farklı, Adam Aynı
Peçorin ve Alper, farklı yüzyıllarda doğmuş olabilir. Ama ikisi de zamanlarının kahramanı” değildir. Onlar, zamanla uyum kuramayan, her ilişkiyi önce idealize edip sonra parçalayarak terk eden, sevemeyen adamlardır. İyi müzikten, entelektüel sohbetlerden, güzel kadınlardan hoşlanırlar ama asla kalamazlar.
Ve sonunda, hiçbir hikâyede “tamamlanmamış cümle” olarak kalırlar.
Zamanımızın Kahramanı*, edebi bir yapı olarak Peçorin’in iç çatışmalarını anlatırken, Issız Adam*da görsel ve duygusal anlatımıyla Alper’in boğulmuş ruhunu gözler önüne serer.
Farklı dillerde, farklı mecralarda anlatılmış olsalar da, ikisi de aynı soruyu sordurur:
“Sevemeyen adam, neden hep en çok sevilir?”