·
Okunma
·
Beğeni
·
13,9bin
Gösterim
Adı:
Zamanımızın Bir Kahramanı
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
243
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750514364
Kitabın türü:
Çeviri:
Ergin Altay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Zamanımızın Bir Kahramanı, genç yaşta düelloda hayatını kaybeden tutkulu bir yazarın dünya edebiyatına parlak bir armağanı.Zamanımızın Bir Kahramanı genç ve yakışıklı subay Grigoriy Aleksandroviç Peçorin'in hikâyesini anlatıyor. Servetinin kibriyle kalp kırmaktan çekinmeyen, hayata alaycı bir vurdumduymazlıkla yaklaşan, samimiyetten uzak bu kahraman, kötücül duygularının farkında olsa da, herhangi bir rahatsızlık veya vicdan azabı duymaz. Adeta zevk için kötülük eder, başkalarının mutsuzluğu için çabalar. Lermontov'un tek romanı olan Zamanımızın Bir Kahramanı unutulmaz Peçorin karakteriyle, bugün dünya edebiyatının başyapıtları arasında sayılıyor. Psikolojik çözümlemeleriyle 19. yüzyıl Rus romancılar kuşağına ilham veren roman, iyilikle kötülüğün, masumiyetle kirlenmişliğin çatışmasını derinlemesine bir şekilde ele alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
192 syf.
Ah gurur! Sen Arşimet'in dünyayı yerinden oynatacağı kaldıraçsın!..

Yirmi yedi yıllık kısa yaşam, şiirler, tiyatro oyunları ve romanıyla Rus edebiyatına damga vuran, üzerinde derin etkiler yaratan ve kendisinden sonraki yazarları etkileyen aydın edebiyatçı Lermontov.

Ah şu ömür, ne kaygan ne zalim! Bir anlık olgulara kurban veriyor seni. Mihail Yuryeviç Lermontov da yalnızca ve yalnızca 27 yıl yaşayabilmiş. Büyük şair Aleksandr Puşkin'in düelloda Ocak 1837'de ölmesi üzerine derinden etkilenerek yazdığı "Şairin Ölümü"nden sonra Kafkasya'ya sürülmüştür - zaten iş bu kitap Kafkasya'da geçmektedir. Kaderin cilvesine bakın ki Çarlık Rusya'sını düello noktasında eleştiren yazarımız şiirin üzerinden 4 yıl geçtikten sonra yine düello kurbanı olarak son nefesini vermiştir. Düello, onur sorununu çözmek amaçlı belirli kuralları olan, son çare olarak başvurulan karşılığında cezai yaptırımı olmayan dövüştür.

Düşünüyorum daha doğrusu düşlüyorum da Puşkin ve Lermontov'un kalemlerinin düellosuna şahit olabilirdik. Şiir ya da nesir üzerinden bir çarpışma. Lermontov Byron'dan dem vururdu, Puşkin ise Rusça'dan daha yetkin kullandığı Fransızcasını konuştururdu kim bilir. Dünya o zaman daha yaşanabilir olur muydu dersiniz? Ya da yer açılması mı gerekiyordu yeni gelen için hayat sahnesinde? Lermontov'a ''Puşkin'in ardılı, devamı'' denmesi de insanın içini yakıyor. Kafka'nın herkes tarafından bilinen sözü ile paragrafın sonu geliyor: ''Beyinlerimiz savaşsın isterdim ama görüyorum ki siz silahsızsınız.''

Genç yaşta ölen yazarlar, şairler arasında kimler yok ki! Arkadaş Zekai Önger, Muzaffer Tayyip Uslu, Comte de Lautréamont, Wolfgang Borchert, Nilgün Marmara, Didem Madak, Franz Kafka, Puşkin ve Sabahattin Ali.

Kısa ömürlü yazarların verdiği eserler ve düşünce dünyaları akla şu soruyu getiriyor: Nasıl olur da bu eserleri yazabilirler? Biz o yaşlarda aklımızı salıncakta sallarken onların dünyaya bu denli tesir edebilmeleri ne ile açıklanabilir. Düşünüyorum, o halde bu sorunun cevabını Lermontov'un yaşamında bulabilirim. Çünkü söz konusu o! Kendi zamanının bir kahramanı olmayı nasıl başarmış. Maddeler halinde bakalım:

1-Öncelikle 3 yaşında annesini kaybetmesi hayatın yanında değil de karşısında durmaya başladığı ilk andır. Anne, belli bir yere kadar insan yaşamının ilerlemesi ve gelişmesinde aracı konumundadır.

2-Varvara Lopukhina'ya karşı beslediği derin ama karşılıksız bağlılığı da ikinci tecrübe sahasıdır. Aşkın öğretici yanı. Acı ama kalıcı öğreticilik.

3-Sonra hastalık, 3 yaşından öldüğü güne kadar yakasını bırakmayan. Bir yanının sürekli ölümü düşünmesi.

4-Düşünce adamı olması. Çarlık rejiminin tutumunu, köleliği ve yaşam koşullarını felsefi, düşünsel anlamda eleştirmesi. Geliştirmek için neler yapabileceklerini Moskova Üniversitesi'ndeki çevresiyle tartışması, eserlerine yansıtması.

5-Dönemin Rusya'sı. Birçok Rus yazarda gördüğümüz erken evrilme, hayata çabuk atılma.

6-(Burayı siz doldurun)

Lermontov okuduğum romanı ve birçok şiirinde Rusya’nın bol doğal güzelliğinden, türkülerinden, masallarından, gelenekleri ve törenlerinden bahsederken, kölelerin zorla çalıştırılması, köylü isyanlarının hikayeleri ve efsanelerinden de sıkça söz eder. Zaten Rusya gerçeği çoğu Rus yazarında olduğu gibi onun da karakterini geliştirmesinde büyük bir etkiye sahiptir. Çok sık hasta olan biriymiş Lermontov, bu sebeple ileride sürgün olarak yine göreceği Kafkasya'ya kaplıcalar için götürülmüştür. Kısacası Kafkasya onun yaşamında dönüm noktasıdır.

İyi niyetli spoiler barındırır.

Başka birisinin günlüğünü direkt aktarma ya da mektup yoluyla anlatım biçimi, bunu birçok yazarda gördük. Dostoyevski mektupları alıp direkt karşımıza koydu örneğin, neredeyse mektupların gerçekten o kişilere sahip olduğunu düşündük. Burada da Peçorin önce bize tanıtılır, merak ederiz onu. Ardından da kısa bir görünür karşımızda ve çeker gider. Miras olarak günlükleri kalmıştır, yazar o an aramızdan çekilir. Peçorin ve biz kalmışızdır. Bu hissi verebilmesi önemlidir zaten. Yoksa o samimiyeti yakalayamaz, Peçorin'le aramızda kalan Lermontov bize yük olur. Rousseau'nun ''İtiraflar''ını arkadaşlarına okutmuş olması, bunu bu kitaptan öğrenene kadar özel bir kitaptı örneğin. Çünkü onun itiraflarıyla arama artık edebi kaygı ya da şekil şartları girmiş oldu. Geçelim bunu.

Kafkasya'nın dağlarında, ovalarında geçen, Tatarlar, Çerkezler ve Rusların dünyasında kısa bir gezinti ile başlayan Peçorin'in dünyasıyla devam eden bir eser. Yalnızca bir romanı olması bizim için büyük şanssızlık. Kitabı çoğunuz duymuşsunuzdur veyahut biliyorsunuzdur ancak yine de okumanızı tavsiye ederim. Akıcı, sade bir anlatımı var. Eleştirilecek hiçbir yanı yok. Keyifli okumalar.

Son olarak:

ne parçalanmış bir ayna
ne mum ışığı kalacak
birazdan gün ağaracak
her gece yeni bir düello
her sabah yeni bir ölüm
hepsi bu şiire sığacak.

Behçet Aysan
243 syf.
·Puan vermedi
Bu videodan Lermontov'un hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/3UL1oP5pifw

Zamanımızın bir kahramanı ya da zamanımızın esas kahramanları... Peki, kimdir bu zamanın kahramanları?

Oğuz Aktürk : Bir girizgah yaparak başlayalım o halde. Lermontov 1814'te, yani şu an bulunduğumuz yıldan yaklaşık 200 yıl önce doğmuş bir adam. Üç yaşında annesi ölüyor, sonra babası evi terk ediyor. Çocuk Lermontov da büyükannesinin yanında yaşamak üzere Kafkasya'ya gidiyor. Zaten kitaptaki dağ tasvirleri ve dağ hayatı da Kafkasya'daki çocukluk ve ilerideki sürgün dönemlerinde edinilmiş izlenimlerden kaynaklı. Aynı zamanda Zamanımızın Bir Kahramanı kitabının adı, içindeki baş karakter Peçorin'in karşısındaki insanlara cesurca ve onların onaylamayacakları şeyler söyleyebildiği için kahraman olarak seçilmiş diye düşünüyorum. Bir başka yönden kitabın adı, Lermontov'un sürgünden sonra şehre döndüğünde kahraman olarak karşılanmasından dolayı ironi amacıyla seçilmiş olabilir.

Turhan Yıldırım : Verdiğin bilgiler değerliydi Oğuz, fakat bir noktayı kaçırdın. Lermontov'un Puşkin'in kumpaslı bir şekilde düellodaki ölümü üzerine yazdığı Şairin Ölümü adlı şiiri aslında onun sürgüne gitmesine sebep olmuştur, bunu da eklemek gerek. Zamanımızın Bir Kahramanı kitabını oluşturan da aslında dolaylı olarak Puşkin'e yapılan bu kumpastır.

Kaan Ö. : Ben de kitaba farklı bir yönden yaklaşmak isterim. https://1000kitap.com/...geyevic-Turgenyev'in Babalar ve Oğullar kitabını okuyanlar biliyordur. Oradaki Bazarov karakteri de aslında Peçorin'le benzer özellikler taşımakta.

Turhan Yıldırım : Evet, özellikle de nihilizme yaklaşan yönleriyle gerçekten benzer yönleri var.

Oğuz Aktürk : Babalar ve Oğullar kitabını okumadım fakat Turgenyev'in tam olarak liberal Batılılaşma yanlısı olduğunu söyleyebilirim. Zaten Dostoyevski'nin Puşkin Konuşması'nda da Turgenyev'in Avrupa'ya duyduğu sevgiye herkes tanık olmuştur. O yüzden genel olarak Rus milliyetçiliği konusunda Lermontov ile Dostoyevski benzer niteliklere sahiptir fakat Turgenyev bu konuda onlardan ayrılır.

Yaz : Eveet, sıra bende o zaman. Aslında kitabın gözlemci ve bazı yerlerde Tanrısal bakış açısına kayan bir anlatıcı perspektifiyle yazıldığını söyleyebiliriz. Öncelikle sormamız gereken soru: "Peçorin kimdir?" olması gerek bence. Çünkü Peçorin topluma tepkilidir, çıkış yolu topluma karşıtlıktır. Dağ hayatının ona verdiği kaçışın varoluşçu bir huzur getirdiğini savunan birisidir Peçorin. Asker olduğu dönemlerde ise bundan rahatsızlık duyar, sürekli sorunlar yaşar. Elde edilmeyenin büyüsünü sever, ondan etkilenir. Kadınlar ise elde edemediği belirsizlikler olduğu için daldan dala atlar. Hissetmek ve zevk almak için yaşar Peçorin. Merak duymak ve aşık olmak için yaşar Peçorin. Bilinemez aşkın öngörülemez tabiatına inanır. İyi bir aşık olabilmenin ancak ve ancak baskısız bir toplumda gerçekleşebileceğini düşünür.

bikedibolkitap : Doğru söylüyorsun, aslında bir nevi aşk duymaya aşık olmuş bir adam olduğunu da söyleyebiliriz.

Oğuz Aktürk : Evet Yaz, hatta Kierkegaard'ın varoluşçuluk felsefesine göre de toplumdan uzaklaşıp insanın kendi içsel hayatına dönmesi ona göre varoluşu oluşturur. Sanki Peçorin de buna benziyor.

Yaz : Evet fakat ne olursa olsun kendisini böyle şair sanıp da şiirsel sözler söyleyen, karşısındakini Peçorin gibi kandıran insanların yalancılık yönü de vardır.

Osman Y. : Bu konuda sana katılıyorum çünkü Fuzuli'nin de "Unutma ki şair sözü yalandır." cümlesi var, yani o insanın içindeki çıkmazı orada da görebiliyoruz.

Oğuz Aktürk : Ben de biraz romandaki kronolojik parçalanmanın sebeplerinden bahsedeyim bu arada. Lermontov bunu bilinçli olarak yapmış, Yani dönemin ideallerine ulaşamayan Rus gençliğinin yansıması olan kahramanındaki ruhsal yapının karmaşıklığını, duygusal çatışmaları ve tutarsızlıkları vurgulamak amacıyla pek çok olumlu ve olumsuz yönle bir sentez çıkarıldığını kronolojik bir parçalanmayla birlikte görüyoruz.

Yaz : Evet zaten bunu da en iyi Peçorin'in kendine has cümlelerinde görüyoruz. "Doğruyu söyledim, yalancı dediler. Ben de o anda duygularımı açıkça ifade ettim sonra ise içime atmaya başladım." minvalinde cümleler bizi bu karmaşıklığa ulaştırıyor.

Turhan Yıldırım : Ne olursa olsun bence Peçorin tam olarak kötü bir karakter, kötünün kötüsü.

Osman Y. ve Oğuz Aktürk : Aslında bizce tam olarak kötü dememek gerek. Sanki %50 iyi %50 kötü gibi, bir sentez sözkonusu gibi geliyor bize göre.

Yunus : Zaten her iyinin içinde kötü yok mudur arkadaşlar?

Oğuz Aktürk : Doğru söyledin Yunus, aynı Yin ve Yang felsefesinin sembolünde olduğu gibi.

Turhan Yıldırım : Yine de bu karakterimiz bir antikahraman arkadaşlar, tam bir duygu katili bu adam! İnanılmaz bir zevküsefa düşkünü bir adam. Toplumu yargılarken kendini de yargılayan, elde ettiği her şeyden sıkılmayı başarabilen çok aykırı bir karakterdir Peçorin.

Osman Y. : Aslında bu konuda tam bir varoluşsal boşluktan bahsedebiliriz. Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay kitaplarında da benzer yönler görebildiğimizi düşünüyorum.

Turhan Yıldırım : Evet zaten karakterin hafiften nihilizme kaydığını düşünüyorum ben de.

Yunus : Bence arkadaşlar, Peçorin kendi iyiliğinin ve kötülüğünün tamamen farkında bir adam. Bazıları iyi bazıları kötü diyecektir ona, zaten toplumda da bu tür etiketlere maruz kalıyoruz. Ama ne olursa olsun bunun farkındalığı kendisinde mevcut bir karakter.

Osman Y. : Evet bu iyilik ve kötülüğün Peçorin karakteri içerisinde karışmasını da tam olarak kendi sözlerinden anlıyoruz aslında;
"Yabani bir kadının sevgisi bir sosyete kadınınkinden pek de farklı değilmiş. Birinin cahilliği ve basitliği ötekinin hoppalığı gibi bıktırıyor insanı. Doğrusunu isterseniz, hala seviyorum onu, bana yaşattığı çok tatlı birkaç an için minnettarım ona. Onun için canımı bile veririm, ama gene de sıkılıyorum yanında. Bir budala mıyım, yoksa bir zorba mı, bilmiyorum. Ancak şu da var, ben de acınacak durumdayım, belki ondan bile çok: Toplum bozmuş ruhumu, kafam huzur bulmuyor, kalbim doymak bilmiyor."

Peçorin ise iyiliğin, kötülüğün, neredeyse her duygunun içinde karıştığı bir arkadaşımız. O kadına ise rastlamıyor, o kadın karşısına çıkmıyor. Yine de ne olursa olsun çok bilgili ve bu bilgisinin farkında olan bir adam.

Yunus : Ben yine de mükemmel kadını aradığını düşünmüyorum, bir kere fedakarlık yok bu adamda. Fedakarlık olmadığı zaman da maalesef böyle bir şey mümkün değil. Ayrıca Gruşnitski ile Peçorin arasındaki düello ve onların arasındaki bu iletişimin zamanla değişmesi de zamanın Rus gençliğine karşı bir bakış yakalamamızı sağlıyor.

Book lover : Aslına bakarsanız arkadaşlar, bu adam tam bir macera ve süreç adamı. Macerasız yapamıyor. Dışarıda ise yüzündeki maskeyle dolaşıyor, nasıl biz de dışarıda böyle maskeleriyle dolaşan insanlar görüyorsak aynı Peçorin'in de yüzünde halihazırda mevcut olan bir maskesi var.

Oğuz Aktürk : Peçorin'in Instagram profili olsaydı nasıl olurdu diye düşünmüyor değilim, valla hiç çekilmezdi.

Book lover : Bu yüzden de zevki ve gerçeği bulma merakı onun peşini hiç bırakmıyor. Zaten benim Rusya'da yaşadığım zamanlarda da böyle hikayeler duydum. Rus ruleti vardır bilirsiniz, adamlar heyecanı ve tehlikeyi seviyor arkadaşlar. Bir hikaye var mesela, birisine söyleniyor, trenden ilk kim inerse onu öldüreceksin ve sana ödül vereceğiz gibisinden iddialara tutuşuyor insanlar. Yani öldürme ve adrenalin merakı Ruslarda çok üst seviye bir zevk gerçekten.

Osman Y. : Bu tehlike ögesini ben de gördüm aslında, zaten kadınları da belki bir tehlike olarak görüp kadınlarla oynadığı bu oyunu bir kumar olarak görüyor olabilir Peçorin.

Turhan Yıldırım : Başka bir konu da, başta dediğim gibi Puşkin'e yapılan düello kumpasında olduğu gibi burada da Peçorin ile Gruşnitski arasında bir kumpas yapılmaya çalışıldığını görüyoruz ama neyse ki Puşkin'in Yevgeni Onegin kitabındaki düellosu ile bu kitaptaki düello arasında o kumpasın engellenmesi farkı var.

Bülent : Arkadaşlar ben de şu konuda yaklaşmak istedim. Kafkasya toplumlarındaki kıyafetleri ve yaşayış tarzlarını bile görebiliyoruz. Bu muazzam bir olay değil mi? Sırf bu yüzden bile bu kitap ayrı bir yere sahip. Kafkasya'da o zamanki kültüre yakından bakabilme fırsatımız oluyor.

Hakan Özen : Ben de her şeye rağmen, Peçorin'i kötü olarak tanımlamazdım, kendi iç dünyasındaki değişimlerde böyle iyilik ve kötülük uçlarına tanık olabiliyoruz her insanın. O yüzden saf kötü olarak tanımlamak biraz haksızlık olur diye düşünüyorum.

Turhan Yıldırım : Bence Peçorin saf egoist abi, hepsi bu.

Osman Y. : Önüne kadınlar çıkıyor onları da kabul etmiyor zaten, garip ama gerçekten aklının farkındalığında olan bir adam.

Turhan Yıldırım : Ben aslında Puşkin - Yevgeni Onegin, Lermontov - Zamanımızın Bir Kahramanı, Sadık Hidayet - Diri Gömülen ve Albert Camus - Yabancı kitaplarının art arda okununca anlamlı ve güzel bir bütün oluşturacağını düşünüyorum, böyle de bir okuma sırası denenebilir.

Osman Y. : O halde Zeki Demirkubuz'un Yazgı filmini de izleyebilirsiniz, Yabancı'dan uyarlama. Çok güzel bir film.

Yaz : Ben Meursault'un Peçorin kadar hedonist biri olduğunu düşünmüyorum, o noktada ayrılıyorlar.

Turhan Yıldırım : Zaten adam normal ve sıradan bir ambar memuruyken sırf annesinin ölümüyle hayatı ve tepkisizliği ön plana çıkıyor, ama bu başka bir konu zaten.

bikedibolkitap : Ben de birkaç şey eklemek istedim. Peçorin'i zaten dışarıdan bir gözlemle tanıyabiliyoruz daha çok. Kendisinin cesurca hareketlerinin dışarıdaki izleyiciyle bize sunulması da onun karakterini oluşturan en önemli konulardan biri.

Oğuz Aktürk : Yavaş yavaş kitabı tartışmamızın sonlarına yaklaşırken Freud'un Dostoyevski için dediği şu satırları bence tam olarak Lermontov için de söyleyebiliriz:
"Büyük adamların çoğu gibi, Dostoyevski de, sürgüne gönderilmiş olmasını, en önemsiz ve sıkıcı şartlar altında bile bir duyarlık kazanmak amacı uğruna harcadı. Hayatının iç bağlantıları hakkında bilgi edinmek ve bir an duraksayıp, kendi öz varlığını yıkmak isteyen ve kendisini şaşkına çeviren bütün çelişmeleri bir sentez içinde toparlamak için sürgün olmaklığından yararlandı."
Ve ayrıca 1825'te Dekabrist Ayaklanması oldu biliyorsunuz ki, yani Lermontov 11 yaşındayken. O yüzden devrimci romantizmin de hem şiirlerinde hem de romanında bir vücut bulmaya çalıştığını söyleyebiliriz.

Yaz : Tabii, zaten 1789 Fransız İhtilali'nden sonra Rus ve Osmanlı İmparatorluğu yapılarında da değişmeler meydana geldi. Bu da pek tabii ki ülke edebiyatlarına da yansıdı.

1000Kitap İstanbul Okuma Grubu : Bu güzel kitabı tartışmak için evinden kalkıp gelen herkese çok teşekkürler. Peki bu kadar lafın, tartışmanın üstüne kimdir bu zamanın kahramanları?

İşte zamanımızın kahramanları:
1- Oğuz Aktürk
2- Osman Y.
3- https://1000kitap.com/MadameAdeline
4- Turhan Yıldırım
5- bikedibolkitap
6- Yunus
7- Bülent ve abisi
8- Kaan Ö.
9- Book lover
10- Yaz
11- Hakan Özen

Bu buluşmaya katılmamış olsalar da diğer değerli kahramanlarımız:
Ebru Ince
Muzaffer Akar
Necip G.
Selman Ç.
Bengü
Esra Koç
Hercaiokumalar /Ayşe
Primadonna
Tuğba Demirci
özlem
Arzu K.

Toplantımıza beklenen zamanımızın esas kahramanı:
Hacı Seydaoğlu

İşte o kahramanların görüldüğü rivayet edilen bir fotoğraf:
https://i.ibb.co/...b8a-1b3e85f4e185.jpg
230 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için:
https://youtu.be/GgjrYfYkuOs

Bir anti-kahramandır Peçorin, atsan atılmaz, satsan satılmaz, sevsen sevilmez. Ne yakın hissedebilirsin kendini ne de uzak. Bir parça sendendir bir parça da çok çok uzaklardan. Yani sizin anlayacağınız bir acayip ademoğludur Peçorin.

Peçorin bir duygu katilidir. Yalnızca egosuyla ve aklıyla hareket eder. İnsanları küçümser fakat bu kendini de küçümsediğindendir. Bakıldığında para pul, mevki, kadınların ilgisi, yani bir insanın isteyebileceği neredeyse her şeye sahiptir ama sahip olmadığı tek şey mutluluktur fakat o mutlu olmak da istemez. Anlattığımı biraz da alıntılarla destekleyelim:

"Bazan kendimi çok küçük görüyorum... Belki de başkalarını küçümsemem bu yüzdendir. Soylu davranışlarda bulunamıyorum. Kendi gözümde gülünç olmaktan korkuyorum."

Peçorin'in en büyük derdi kadınlardır. Cazibesiyle ve kadın kimyasını çözmüş olması sayesinde bekar prensesten, evli kadınlara kadar hemen hemen istediği tüm kadınları kendine aşık eder ama o bağlanmaz. Yalnızca kendine aşık edip karşısındakinin duygularını gün gelir çöp kutusuna atar.

"Benim yerimde başka birisi olsa genç prensese yüreğini ve servetini hemen sunuverirdi, ama "evlenme" kelimesinin benim üstümde gizemli bir etkisi var. Bir kadını ne kadar seversem seveyim, kendisiyle evlenmek zorunda olduğumu bana hissettirirse... Ne aşk kalır, ne bir şey! Yüreğim taş kesilir ve hiçbir şey onu eski sıcaklığına getiremez."

Evlilikten ölümüne korkar. Bir kadına bağlanmak onun için can sıkıcı bir hayata atılmak, hatta ölümü demektir. Bu evlilik korkusunu Peçorin anılarında, küçükken evlerine gelen falcı bir kadınının annesine "bu çocuğun ölümü kötü bir evlilik yüzünden olacaktır" demesinden kaynakladığını ifade eder. Fakat asıl neden onun hiç kimseye, hiç bir yere bağlanamayacak serseri, özgür ruhudur.

"Ben, bir korsan kadırgasının güvertesinde doğmuş büyümüş bir denizci gibiyim. Denizci ruhu fırtınalara ve savaşlara alışıktır, kıyıya atılınca, gölgelik onu ne kadar çekerse çeksin, güneş ne kadar dinlendirirse dinlendirsin canı sıkılır, içi ezilir. Büyün gün boyunca kumsalda dolaşır, dalgaların tekdüze mırıltısına kulak verir, sisli ufukları kolaçan eder."

Peçorin'in yalnızca kadınlarla değil erkeklerle de problemi vardır, hatta daha doğrusunu söylemek gerekirse, problemi tüm insanlıktır. Birçok anti-kahramanda görüldüğü gibi -kendi anılarında da kısaca bahsettiği kadarıyla- bunun sebebi çocukluk travmalarıdır. Hem çocuklukta hem de daha sonrasında gençlikle yaşadıklarıyla tam bir duygu ve mutluluk katili olup çıkar Peçorin. İnsanların mutluluğuyla oynamadan, onların duygularını altüst etmeden bırakmaz. Fakat içindeki bu kötücül ruha karşı, Oscar Wilde'ın Dorian Gray karakteri gibi bir aşk beslemez kesinlikle. Tam tersine içindeki bir başka taraf, sürekli bir varoluşsal sorgulama içindedir.

Ondandır ki ben bu kitabı Camus'nun meşhur Yabancı kitabıyla ruh ikizi görüyorum. Doğal olarak da Peçorin ile Meursault'nun bir ruhdaşlığı vardır. Gerçi bu iki kitabın -çok farklı zamanlarda yazılmış olsalar da- hem varoluşsal sorgulamalarıyla hem de hayattan canı sıkılan, canı sıkıldığı için de kötülüğe bulaşan anti-kahramanlarıyla son derece birbirine benzer özellikleri olduğunu düşünüyorum. Fakat tabii ki Mersault ve Peçorin birbiriyle tam tamına örtüşen karakterler de değiller.

Mersault, hayattan tamamen vazgeçmiş, annesinin ölümüne üzülmeyecek kadar duygularını yitirmiş, sırf can sıkıntısından adam öldüren ve idam cezası almasına rağmen herhangi bir şey hissetmeyen bir karakterse, Peçorin duygusuz olup başkalarının duygularıyla oynamaktan ve mutluluklarını bozmaktan bir tür zevk alan, her ne kadar ölümünü önemsemeyip üzerine atılsa da, düelloda kendinden karakter olarak çok daha zayıf birini öldürmekten çekinmeyen, ne kadar varoluşsal sorgulamalar yapsa da kötücüllükten asla vazgeçmeyen ve ruhu diğer insanlara karşı yaptığı kendince mücadeleden beslenen birisidir.

Açıkçası bu roman, beni bugüne kadar okuduğum eserler içerisinde ters köşeye yatıran iki kitaptan biridir (Diğeri Sadık Hidayet'in Kör Baykuş eseri) Çünkü kitap benim açımdan, Peçorin'in anılarına başlayana kadar klasik bir Rus Edebiyatı eserinden başka bir şey değildi. Fakat sayfalar ilerledikçe anıları okumaya başlayıp, önüme açılan yolda biraz yürüdükten sonra muhteşem leziz bir romana dönüştü benim için Zamanımızın Bir Kahramanı. Bu roman, hem insanların duygularına, zayıf yanlarına yaptığı vurgularla, hem de ana karakterin üzerinden yaptığı derin varoluşsal sorgulamalarıyla enfes bir eser.

Puşkin'in düelloda ölümü üzerine yazdığı şiir sebebiyle Çarlık Rus Yönetimi tarafından sürülen Lermontov, ne yazık ki Puşkin'le aynı kaderi paylaşır ve daha 27 yaşındayken düelloda ölür. Puşkin, Yevgeni Onegin kitabında kendi ölümünü sezerken, Lermontov'da ilginçtir bu kitapta ölümünü daha önceden bilir. Belki sanatçı hassasiyeti, belki de kendi ruhlarını çok iyi tanıdıklarından bu iki yazar, ölüme gitmelerini çok daha önceden romanlarında yazmışlardır. Ölüm şekli daha başka olsa da, bu iki yazara bambaşka bir coğrafyadan ve zamandan katılan bir başka yazar daha vardır, o da Diri Gömülen kitabıyla ölümünü öngören Sadık Hidayet. Üçü de çok farklı üsluplara sahip yazarlar olsa da belki kader birliğinden, belki zamanlarına göre aykırı kişiliklerinden ve belki de bana hissettirdiklerinden ötürü kendilerini Ruh Üçüzü olarak görüyorum.

Son olarak, Lermontov genç yaşında keşke böyle şansız bir şekilde ölmeyip, çok daha fazla yaşasaydı da bizlere daha çok kitap armağan etseydi diye de insan düşünmeden edemiyor.

Not: Yine bir bitmeyen inceleme yapmışlar kardeşim. Bu kadar Yabancı ve Mersault karakterinden bahsettikten sonra, Zeki Demirkubuz'un Yabancı kitabından esinlenerek senaryolaştırdığı Yazgı filmindeki meşhur sahneyi buraya da bırakalım değil mi?

https://www.youtube.com/watch?v=v6RUd1Lpefc
230 syf.
·5 günde·7/10
Henüz 27 yaşındayken bir düello sonucu yaşamını yitiren, Rus edebiyatının en büyük şairlerinden Mihail Lermontov, kısacık yaşamında dünya edebiyatına bir başyapıt bırakmayı başardı:
"Zamanımızın Bir Kahramanı"
243 syf.
·10 günde
lermontov'un psikolojik yönü ağır basan, anti- kahramanın serüveni ekseninde yazdığı romanıdır.

anahtar kavramlar: aşk, hayat, ölüm, umut, kader, hayal kırıklığı

yer: kafkasya’nın sert ve özgün bir havaya sahip toprakları. kimi zaman hırçın, kimi zaman dingin… “insanın kalbi sabah duasında nasıl dinginse, yer ve gökteki tüm varlıklar da o kadar dingindi..." doğal güzelliklerle birlikte beşeri öğeleri etkileyici biçimde sunar lermontov.

peçorin:
kafkas topraklarından aristokrat kesimin yaşam alanına uzanan geniş bir skalaya hakim bir hayata sahip olma imkanlarına sahip bir asker. bir nihilist, varoluş sancısı çeken bir birey, elde edilemeyecek olanın büyüsüne hayran, sevdalar denizinde yüzen ama ıslanmayan aşık, düelloda aşık olduğu sanılan kadın için canını ortaya koyacak kadar gururlu ama kadına onu sevmediğini söyleyecek kadar da kırıcı bir dobra…
peçorin, günümüzde de gözlemleyebildiğimiz pek çok şeye sahip olsa da var oluşuna ve hayat amacına anlam arayan bir anti-kahraman. insanları öyle yakından tanımıştır ki güven duygusunu yitirmiştir en zeki ve en yürekli bulduklarına bile. "işte insanlar! çoğu böyledir... olacak olanın tüm çekinceli taraflarını önceden bilirler, yardımcı olup yol gösterirler; zaman zaman başka yol bulamayınca da hareketinizi onaylarlar. sonra da işin içinden sıyrılıp, olanca sorumluluğu yüklenen kişiden derhal yüz çevirirler. tümü böyledir; en yürekliler, en zekiler bile..."
peçorin, modern insanın sıkıntılarını paylaşır. örneğin; evlenmekten ölesiye korkar. halbuki pek çok fedakarlığa hazırken bir aşk uğruna evlilik lafını duymak “hoşça kal!” demesine yetmektedir. geleceğin planlanamaz ve sürprizlerle dolu olmasına aşıktır o.

pek çok vasfı olduğu halde bunları kullanma ihtiyacı hissetmeyen nice insandan biri peçorin. onun derdi bilinmeyenin, sonsuzun gizemine ulaşabilmekte gizli… imkansızlığının farkında olup çaresiz hissetse de… “sonsuzluğun gizi de sadece hedefe ulaşmanın imkansızlığında: sonsuzlukta.”

doğaya özlemi ve toplumsallaşmanın zehirli etkilerini hissettirir lermontov zaman zaman. “toplumsal alandan sıyrılıp doğaya sokuldukça çocuklaşmadan duramıyor insan; sonradan edinilmiş ne varsa buharlaşıyor, ruh arınıyor, önceleri nasılsa veya gelecekte nasıl olacaksa o hali benimsiyor."

ya özeleştiri? lermontov kendisi de şiirler yazmasına rağmen şairleri eleştirmekten geri durmaz. “şairler şiir yazmaya başladıklarından, kadınlar da okuduklarından beri onlara o kadar sıklıkla melek denmiştir ki, safça buna inanmışlardır. ama aynı şairler para karşılığında neron'u da yarı tanrı haline getirmemişler miydi?" müthiş!

kadercilik? zeki, sorgulayıcı, meraklı bireylerin kaderle yüzleşmeleri üzerine metafizik konularla zihnimizi tokatlar. kaderci olanlara minik bir ders de verir yazar gizliden gizliye…

psikolojik açıdan pek çok çıkarım yapıyor yazar lermontov:
• "o güldüğünde gözleri gülmüyordu!.. bu, kötü bir huyun veya derin, bitmeyen bir kederin işaretidir. yarı açık kirpiklerinin arasından fosforlu bir aydınlıkla ışıldıyordu gözleri. ne ateşli bir ruhun, ne de düş gücünün görüntüsüydü bu. yalnızca cilalanmış bir metalin göz alıcı, fakat soğuk ışıltısıydı; gözleri, çevresiyle ilgilenmediğinde içe işleyişi, yırtıcı, öylesine sorulmuş bir sorunun buz gibi etkisini duyuyorlardı." sözleriyle gözlerden ruha dair çıkarımlarını leziz betimlemeleriyle sunuyor bize.
• “yürüyüşü sakin ve rahattı fakat kollarını sallamıyordu: içe kapalı bir karakterin şaşmaz ifadesi." sözleriyle beden devinimleriyle karakter bağlantısını kurması etkileyici değilse nedir?
• “arkadaş ben insanları küçümsemeyeyim diye onlardan nefret ediyorum, bunu yapmasam hayat iğrendirici bir komedi olurdu.” ve
“arkadaş, kadınları sevmeyeyim diye, onları küçümserim, bunu yapmasam hayat zırva bir melodram olurdu.” sözleriyle insanları tanımanın ve onlara dair olumsuzlukları bertaraf edebilmek için savunma mekanizmalarımızı, eksikliklerimizi ve yansıtmalarımızı hissederiz okudukça…
• “sessizlik büyük; fakat saklı bir güç gölgesidir.” sözüyle içimizdeki güce ulaşabilmenin sessizlikten, dinginlikten ve farkındalıktan geçtiğini vurgulamakta.
• “ben alçakgönüllüydüm, beni oyunbazlıkla suçluyorlardı: suskun biri oldum. iyilik ve kötülüğü derinden algılayabiliyordum: kinci oldum. bütün dünyayı sevmeye hazırdım, beni kimse anlamadı: ben de nefreti öğrendim. şenliksiz gençliğim, kendimle, dünyayla dalaşmakla geçti; en güzel hislerimi alay edilmekten korkarak, içimin derinliklerinde sakladım: onlar da orada öldü. doğruyu söylüyordum, bana inanmıyorlardı: aldatmaya başladım.” sözleriyle çevresel etmenlerin en masum ve düzgün kişiyi bile nasıl değiştirebileceğini düşündürür bize.
• “kimi zaman kendimden nefret ederim... acaba diğer insanlardan da bu nedenle mi nefret ediyorum?” sözlerini söyleyen peçorin özelinden yola çıkarak kendisini sevemeyen kimsenin başkasını da sevemeyeceği gerçeğine vurgu yapılmakta.

günlükler ve bir gezginin ağzından dinlemek gibi çeşitli yollarla aktarılan roman postmodernist yönler taşımakta.

gürcüler, çeçenler, tatarlar,kazaklar, osetler gibi birçok grupla mücadele ediliyor olması rusların diğer ulusları adeta bir eşkıya gibi gördüğünün, cahil, kaba ve görgüsüz insanlar olarak nitelendirdiğinin mi kanıtı? bilemedim…

lermontov’un tüm sancılarına ve felsefik sorularla örülü düşüncelerine rağmen eserinin özünde şu sözüyle mesajını gizlemektedir: “tüm insanlar dilediklerince kafa patlatsınlar, şunu bilmeli ki, hayat o kadar da dikkat edilmeye gelmez."

not: çağdaşı puşkin’in düelloda bir kumpasa mahkum olarak ölümünün ardından anısına yazdığı şiirler dolayısıyla sürgünler yaşayan ve sonunda puşkin ile aynı sonu yaşayan lermontov, gencecik yaşında bu kadar güzel bir eserle gönlümüze girebildiyse, daha uzun yaşasaydı neler neler yazardı diye üzülüyor insan bu eseri okuduktan sonra.
192 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Edebiyat dünyasının en çok tartışılan kitap karakteri Peçorin ile tanıştım sonunda. 18. yüzyılın büyük şairleri arasında yerini alan Lermontov yazdığı tek romandaki karakteri Peçorin ile hem dönemin toplumsal yaşamının eleştirel portresini çizmiş hem de her toplumda, her zamanda yer bulan bir karakteri okuyucuları ile buluşturmuş.
.
Kötülüklerin tümünü tek bir karakter üzerinden vermeye çalışmış yazar. İlk başta duygusuz, bencil, kibirli bir karakter gibi gelse de sayfalar ilerledikçe , Peçorin'in günlüklerini okudukça aslında sadece toplumun ikiyüzlülüğüne tepki verdiğini, kendi içindeki çözümlemelerin çoğunda haklı olduğunu göreceksiniz. Dayanamıyor Peçorin, olduğundan farklı görünmek isteyenlere, hissettiğinden farklı konuşanlara ve statü uğruna farklı kimliğe bürünmek isteyenlere. Kadınlara , aşka , evliliğe bakışı da farklıydı. Yer yer hak verdiğim yer yer karşı fikirde olduğum Peçorin çok düşündürdü beni. Her ne kadar yaptıkları ilk bakışta kabullenemez gibi gelse de tanıdıkça , anladıkça topluma tepki olan Peçorin'in hayatı iz bıraktı bende.
.
Kader ve ölüm ile ilgili bölümler ayrı üzdü beni. Lermontov'un yirmi yedi yaşında bir düelloda hayatını kaybetmesi ve yazabildiği tek romanında ölüme bakış açısını yazması etkilendiğim bölümlerden bir tanesi oldu.
.
Sayın Ülkü Tamer çevirisi harikaydı.Çok severek okudum. Edebiyat severlere tavsiyemdir.
192 syf.
·13 günde·Puan vermedi
Lermontov'la tanışmış bulunuyorum bu kitapla beraber. Baş karakter Peçorin aslında zamanımız insanının ruhsal durumu çok güzel öne çıkarmış. Yaşayan ama yaşamanın bir türlü anlamına varamayan, duygularını çözemeyen bir kahraman kendisi. Peçorin'i birçok konuda özdeşleştirdim kendimle. Benziyoruz çünkü. Eminim okuyan birçok kişi de benimle aynı düşünceyi paylaşacak. Asıl alanı şiir olan bu yazarın tek romanını büyük bir zevkle okudum. Şiirlerinde buluşmak üzere...
192 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Bir insanı neden olduğundan farklı görür ve gösterirler yada insanlar neden bir dedikodu olduğunda gidip işin aslını öğrenmek yerine çevredekileri dinler... kader diye bir şey var neden tanrı insana akıl ve düşünme gücü vermiştir gibi meta fizik konuların yanı sıra yarım kalmış aşklar kıskançlıklar ve olayın geçtiği bölgenin doğal güzelliklerinin yanında kültürel etkileri ve bölgenin farklı insanlarına dair bir kitap....
192 syf.
·Puan vermedi
Zamanımızın Bir Kahramanı, henüz 27 yaşındayken bir düelloda yaşamını yitiren Lermontov'un tek romanı. Romanın baş kahramanı Peçorin ise edebiyat dünyasının en çok tartışılan karakterlerinden biri.. Roman Peçorin'in hayatı ve günlüğüne yazdıkları üzerinden ilerliyor. Bir yandan da dönemin toplumsal yaşamının eleştirel bir tablosu çiziliyor. Peçorin gerçekten çok zor ve anlaşılması güç bir karakter. Burada kastettiğim şey düşüncelerini ve hareketlerini nereye koyacağınızı kestiremiyor oluşunuz. Okurken bir baş kahraman bu kadar kötü düşünüp hareket edebilir mi diyorsunuz ama bir yandan da hak verecek noktalar buluyorsunuz. Salt kötü yakıştırmasını yapamıyorsunuz. Yeri geliyor, sempati bile duyabiliyorsunuz hatta seviyorsunuz. Bu konuyla ilgili kitabın ön sözünden bir bölüm ekliyorum buraya: "Beyler, Zamanımızın Bir Kahramanı bir tek kişinin portresi değildir; kuşağımızın gittikçe artan kötülüklerinden yaratılmış bir portredir. Bana bir insanın bu kadar kötü olamayacağını söyleyeceksiniz yine; ben de diyeceğim ki, madem bir sürü trajik ve romantik haydutun varlığına inandınız, neden Peçorin gerçeğine inanmıyorsunuz? Yoksa bu kişideki gerçek payı sizin istediğinizden daha mı fazla?"
243 syf.
·Beğendi·9/10
Kesinlikle okunmaya değer bir kitap. Kitabın kahramanı Peçorin bir askerdir ve genellikle görevi nedeniyle çok fazla gezen hayatını kafkas dağlarında geçiren bir vurdumduymaz. Yaşadığı aşkları arasında ikilemde kalması, yeri geldiğinde düellodan çekinmeyen ve anlam arayan bir kahraman. Genellikle insan ilişkilerini piskolojik olarak çok iyi tahlil etmiş Lermantov ve gerçekten betimlemeleri muhteşem. Onun kahramanı daha çok varoluşsal sıkıntılar çeken hayatına giren kadınlarla evlenmekten korkan ama sevgisi çok yalın ve olmasını istediği gibi yaşayan biri. Ve aslında gönümüzün değilde her cağda olması gereken duyguları en iyi şekilde ve en açık bir biçimde anlattığı için ona kahraman demek yadırganamaz. Çünkü şimdilerde öyle insanların sayısı tükenmek üzere. Herkes kendisini iyi hissettiği maskesinin ardına gizlenmiş, sahte duygularla sırf o aşağılık varoluşlarını sürdürmek için her zaman uyum içinde olan, başkaldırıdan yoksun insanlarla dolu dünya. Kendi duygularını en açık biçimde dışa vurmak bana göre de kahramanlıktır. Okuyacak olan arkadaşlara iyi okumalar diliyorum..
Şu anlamsız dünya ruhumu bozmuş, kafam tedirgin, yüreğim doymak bilmiyor; hiçbir şeyle yetinmiyorum; zevke nasıl alıştıysan acıya da öyle alışıyorum, hayatım gittikçe boşalıyor ...
Ah kadınlar, kadınlar! Sizleri kim anlayabilir? Gülümseyişlerinde başka bir şey, bakışlarında başka bir şey. Sözleri çağırır, sesleri karşı koyar, kimi zaman küçüçük bir anıştırmayla her şeyi anlarlar da, bazen en belirgin ifadeler karşısında oralı olmazlar.
Mihail Yuryeviç Lermontov
Sayfa 104 - PEÇORİN' İN GÜNCESİ-PRENS MERİ

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zamanımızın Bir Kahramanı
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
243
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750514364
Kitabın türü:
Çeviri:
Ergin Altay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Zamanımızın Bir Kahramanı, genç yaşta düelloda hayatını kaybeden tutkulu bir yazarın dünya edebiyatına parlak bir armağanı.Zamanımızın Bir Kahramanı genç ve yakışıklı subay Grigoriy Aleksandroviç Peçorin'in hikâyesini anlatıyor. Servetinin kibriyle kalp kırmaktan çekinmeyen, hayata alaycı bir vurdumduymazlıkla yaklaşan, samimiyetten uzak bu kahraman, kötücül duygularının farkında olsa da, herhangi bir rahatsızlık veya vicdan azabı duymaz. Adeta zevk için kötülük eder, başkalarının mutsuzluğu için çabalar. Lermontov'un tek romanı olan Zamanımızın Bir Kahramanı unutulmaz Peçorin karakteriyle, bugün dünya edebiyatının başyapıtları arasında sayılıyor. Psikolojik çözümlemeleriyle 19. yüzyıl Rus romancılar kuşağına ilham veren roman, iyilikle kötülüğün, masumiyetle kirlenmişliğin çatışmasını derinlemesine bir şekilde ele alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.253 okur

  • Yılmaz Ürgün
  • YILMAZ T.
  • İlkin islamlı
  • Ayşe Hümeyra Evliyaoğlu ☭
  • sezen ok
  • Lady Greenwood
  • Atakan Soydar
  • Öykü Yetkin
  • Fırat
  • ceren

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.3
14-17 Yaş
%2.6
18-24 Yaş
%21.1
25-34 Yaş
%42.1
35-44 Yaş
%18.4
45-54 Yaş
%10.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%42.9
Erkek
%57.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.9 (54)
9
%12.5 (62)
8
%8.9 (44)
7
%2.8 (14)
6
%2.2 (11)
5
%0.6 (3)
4
%0.4 (2)
3
%0.2 (1)
2
%0
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları