Adı:
Biz
Alt başlık:
Zamyatin'in Önsözüyle
Baskı tarihi:
28 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053751991
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Мы (Mıy)
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Rusça aslından çevirisiyle Türkçede ilk kez: Bütün bir yirminci yüzyıl edebiyatını etkileyen, Aldoux Huxley, Ayn Rand, George Orwell, Kurt Vonnegut, Ursula K. Le Guin için açık esin kaynağı olan BİZ, ilk kez özgün dilden çevirisiyle okurların karşısında. 

Herkesin numaralarla adlandırıldığı ve her an dinlenip gözetlendiği bir ülkede, Tek Devlet'in komşu gezegenlere yayılmak için yaptırdığı uzay gemisinin çalışmalarına katılan bir mühendis günlük tutmaktadır. Herkesin devlete yararlı ve iyi olmasının övgüsüyle başlayan günlük, yavaş yavaş mühendisin devletin başındaki İyilikçi'nin matematiksel, kusursuz düzeninin sorgulanmasına dönüşür. 

"Devlet kendini ve hedeflerini yaşatıyor, ama ölmeyi gönüllü olarak elbette kabul etmiyor o yüzden yeni şimşekler, fırtınalar, kasırgalar başlayacak. Böyledir bu yasa, sonsuza dek fırtına gibi bir 'd' ile taçlanan o yumuşak 'evrim' böyledir. Fırtınanın güçlü nefesi bu sayfalarda duracak."  
Yevgeni Zamyatin 

"Zamyatin belli bir ülkeyi değil sanayi uygarlığının hedeflerini değerlendiriyor. Bu kitabın konusu aslında Makine'dir, yani insanın şişesinden düşüncesizce çıkardığı ve tekrar şişesine sokamadığı o cin."  
George Orwell 

"Otomatik Piyano'yu yazarken olay örgüsünü gururla Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sından ödünç aldım, o da zaten gururla Yevgeni Zamyatin'in BİZ'inden ödünç almıştı." 
Kurt Vonnegut 

"Yazılmış en iyi bilimkurgu kitabı. İyi, zeki ve güçlü bir kitap; duygusal açıdan sarsıcı ve teknik açıdan, bilimkurgunun metafor menzilini kullanma tarzıyla, o zamandan bu yana yazılmış birçok kitaptan çok daha ilerde." 
Ursula K. Le Guin 

Ölmeden Önce Özgün Dilden Çevirisiyle Okumanız Gereken 1001 Kitap'tan biri.
256 syf.
·Beğendi·10/10
Bu kitapla ilgili çok beğendiğim ve her cümlesine katıldığım bir yazıyı küçük düzeltmelerle sizinle paylaşacağım. Hem kitabı hem de günümüze tuttuğu ışığı görebilmemiz açısından çok önemsiyorum bu cümleleri. İşte her cümlesine katıldığım o efsane tespitler:

"Geçenlerde Biz adlı romanını okuyordum. Yazarın Rusya'da politik hareketten dolayı hapsedildiği dönemde yazılan bu roman 26.yy dünyasında geçiyor. Bireysellikten ve duygulardan mümkün mertebe arındırılmış bir dünya. Mülkiyet hakkı yok, özel alan yok. İnsanlar cam evlerde yaşıyor. Yemek yemelerinden yürümelerine, sevişmelerinden sosyalleşmelerine her adım bir çizelgeye uygun olarak yapılıyor. İnsanlar sayılardan ibaret. Dünyaları da öyle.

İşte böyle bir dünyada baş kahramanın ( D-530 ) tuttuğu kayıtlar aracılığıyla düşüncelerini görüyoruz. Şimdi bakalım;

1. Çevre tamamen düşman. Ağaçlardan, bitkilerden ve hayvanlardan nefret ediyorlar. Doğayı hayatlarından çıkarmak için yaşadıkları yerin etrafına devasa duvarlar dikilmiş hatta.

Bu doğa ve hayvan düşmanlığı tanıdık geldi mi?

2. İnsanların her şeyi sayıyla hesaplı, limitler içinde yaşıyorlar ve bunun kendileri için en mükemmel düzen olduğuna inanıyorlar. Çok seslilik hayal bile edilemeyecek korkunç bir şey. Herkes bir arada ve aynı fikirde olmalı ama aynı fikirde olacakları şey de Velinimet'in istediği şey olmalı. Yani halk, muhalif bir konuda bir araya geldiğinde bu noktada kimse birlik vs. demiyor. Direkt düşman olarak algılanıp yok ediliyorlar.

Düşünce özgürlüğüne olan düşmanlık tanıdık geldi mi?

3. İnsanların yatak odaları devletin tekelinde. Kim kiminle sevişmeli, ne sıklıkla ve ne zaman olmalı bunlar devletin belirlediği sınırlar içinde yapılmak zorunda.

Aklı fikri halkının sevişmesinde olması, burnunu bu konunun içine sokması tanıdık geldi mi?

4. Halk, Velinimet'in lüksünü, otoritesinin sınırsızlığını güç sarhoşluğuyla alkışlıyor ve bunu olması gereken bir şey gibi görüyorlar. Kendileri emek sömürgesine maruz kalıp, sınırların içine hapsedildikleri halde Velinimet'in sınırsızlığı ve kudretiyle övünüyorlar.

Peki bu tanıdık mı?

5. Son olarak neredeyse her sayfada tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek adam övülüyor. Geleceğin sadece buna bağlı olduğuna, eski dünyanın insanlara özgürlük vererek aslında kötülük ettiği ve her şeyin tek adam altında ( Velinimet ) birleşmesi gerektiği, bunun olması gereken bir şey olduğu insanların beyinlerine kazınıyor.

Bu tek devlet, tek millet, tek adamlık tanıdık geldi mi?

1920 yılında yazılan bir bilim kurgu kitabındaki distopik bir dünya yaşanıyor bir yerlerde.

Yıl 2017. BU YERİ BİLDİNİZ Mİ?"
256 syf.
·16 günde·Beğendi·9/10
Distopik eserlerin BABAsından merhabalar…! Yevgeni Zamyatin’in BİZ’i, bu türün miladı kabul edilir. O yüzden beklentisi çok olan, bu kadar ünlü olmasına rağmen ülkemizde az bilinen bir eserdir. Bu nadide eseri incelerken her zamanki gibi doğaçlama yolunu seçiyorum. Spoiler içermez ama çok şey içerir....!! ve Sonuna kadar okuyunuz... Lütfen...! :))

İnceleme için şöyle bir kurcaladım ve Dark Tranquillity - Live Damage Konser DVD’sini seçtim.. 2003 yılına gidiyor ve incelemeye hayat veriyoruz…

Hazırsanız başlayalım..! Aman Kahveyi eksik etmeyin..!

Kitabı okumaya başladığım andan itibaren birçok distopik ve bilimkurgu filmi zihnimde sahne aldı. Bu türü herkes sevmez çünkü konular farklı işlenir ve giyim kuşamdan tutun da, karakterler, konuşma tarzları mekanlar çok farklıdır. Her veri gözümün önüne geldiğinde kitabın zevki daha da artmaya başladı haliyle. Ben kitabı ikiye ayırdım. İlki anlatılanın ta kendisi, ikincisi ise kitap bittikten sonra Zamyatin’in Son Sözü…

Şimdi bir bilimkurgu filmi ya da dizisi hayal edin.. Genelde şöyle başlarlar, dünya yok oldu ve yaşam artık bitti. Yeni x bir gezegen bulundu yeni bir koloni kuruldu. Artık insanlık burada hayat bulacak. Geçmişten aldığımız dersler sayesinde, daha farklı bir uygarlık olacağız. Atalarımızın yaptığı o ilkel hataları yapmayacağız, her şey bir kurala tabi olacak, yemek saatinden önce yemeyecek, biz demiyorsak ilişkiye girilmeyecek, ikili ilişkiler kurulmayacak… vsvsvs. Böyle başlayan toz pembe hatasızlık, filmin ortasında bocalar, sonlarında ise farklı tat bırakır ağzımızda. Senaryosuna göre sonu da değişir tabi ki… (En son gözdemiz Yeni Blade Runner'dı)

Benim yakınlık kurduğum film ise Tom Cruise’un Azınlık Raporu filmi. Bu filmde suçlular, suç işlemeden bilgisayara bağlanmış üç kahin tarafından olasılıklar hesaplanarak belirlenir. Ve bu raporu alan ekip, olaya zamanında müdahale ederek, yaşanacak olan cinayetin ya da suçun önüne geçer. Lakin bu tarz durumlara insan eli değdiği için iş değişir. Ayrıca kahnlerin kararları bir olayın gerçekten olup olamayacağı ihtimalini tam olarak belirleyemez. İnsan her zaman kendisini etkileyen ve seçeneklerini değiştirebilen ruha sahiptir. Ne yapacağı kestirilebilir gözükse de bilinmez bir yapıdır. Bizim eserimizde her şeyi alt üst eden şey tamamen RUH. Ne olursa olsun, ister yapay zeka olsun, ister başka bir şey olsun. İnsani bir dokunuş ya da insandan bir etken var ise, o bir yolunu bulup, insanın o duygusal yapısını ortaya çıkarır ve devrime, karşı devrim uygular. Bu filmi izlediyseniz, hikayenin nasıl geliştiğini ve sonuçlandığını biliyorsunuz zaten. İzlemediyseniz ve bu tarz kitap ve konular seviyorsanız acilen izleyin. 2001 Yapımı olmasına karşın, asla hissettirmeyecek bir teknolojik kurgu ile yapılmıştır. Şimdi konumuza yani kitaba dönelim…

BİZ!! Yapmayız, Onlar yaptırırlar!
BİZ düşünemeyiz, Onlar Düşünürler!
BİZ hissetmeyiz, Zaten ne yapacağımız bellidir!
BİZ fikir yürütemeyiz, kurallar bellidir!
BİZ yazamayız, fikirler yasaktır!

Duygudan yoksun, kişilikten uzak, insani değerden mahrum bir yapıdır BİZ…
Tek Devlet… Bir integral inşa ediyor. Bu inşa edilen şey, tek çizgi, tek düşünce üzerinedir. D-503 ise bu yapıyı inşa eden Tek Devletin matematikçilerinden biridir. D-503’ün yazdıkları sayesinde, Zamyatin BİZ’i, BİZ’e ulaştırıyor. Bir kart al, akşam seçtiğin kişi ile birlikte ol.. Tek Devletin istediği saatte, istediği zamanda, istediği şekilde…. Devlet ister sen yaparsın.

Günümüz Dünyasında ki Devletler ve Toplumlar şu davranış şekillerine sahiptirler;

İstediğini giyemezsin,
Düşünce özgürlüğü vardır ama düşünceni söyleyemezsin,
Yanlışa yanlış diyemezsin,
Özgür bir yaşam seçemezsin,
Para kazanmak zorundasın, yoksa yaşayamazsın,
Adalet kavramı karşına çıkar ihtiyacın olduğunda bulamazsın,
Kendi tanıdıklarını kayırırlar,
Seni ayırırlar,
Güçlü ile güçsüz ayrımı vardır, güçsüzsen ezilirsin,
Eski şeyler giyersen ayıplanır, yeni şeyler giyersen sevilirsin,
İyi bir işin varsa gözdesindir, iyi bir işin yoksa fakirsindir,
Devletine bağlı olman sana yetmez, devlet sana bağlı değildir, devlet çoğula bağlıdır. Çoğul ses çıkarmazsa TEKİL tek başına ölür gider. Yeni bir çoğul doğar ve tekiller yine ölür gider.. Ne demişler Devlet bir sobadır...!

BİZ’e ait Tek Devlet tüm bunları kaldırır… Seni tek tip bir hayata mahkum eder. Ne yiyeceğine ne giyeceğine karar verir. Dışarıda ne kadar kalacağına, kiminle ilişki kuracağına, ne zaman yatıp ne zaman kalacağına karar verir! Tek Devlet seni sen olmaktan alıp, Sen olmayan bir makineye dönüştürür. Özünde ki Ruhu parçalar ve seni düşünemeyen bir varlık adında ki yokluğa dönüştürür…!

1920’lerde yazılmış bir kitaba göre oldukça yüksek seviyede ironi ve bilimkurgu içeriyor. Düşünemeyen toplumu himayesine almış bir devleti temsilen anlatılan hikaye günümüzde hala geçerliliğini koruyor. Yapılan bir çok filme alt yapı sağladığını söylersem yanlış bir tespit yapmış olmam. Tam olarak nokta atışı bir tespit olur. Bu kitabın ardından bir çok distopik eser çıkmıştır. Hatta yazarları, örnek olarak BİZ’i göstermiştir. Bunların en başından Ursula Le Guin ve George Orwell var. BİZ yüksek seviye de önemli bir eserdir.

Şimdi gelelim konunun işleniş, anlatılış ve hissediliş şekline. Öncelikle şunu söyleyeyim, uzun cümlelerde kaybolacak çok okur var ve sıkılma ihtimimalleri yüksek. Çünkü adı üzerinde türü distopya. Hayalinizin ve düşünce yapınızın oldukça geniş olması gerekmektedir. Karakterlerin adları, bir çok bilimkurgu filminden aşina olduğumuz şekilde kısaltmalar ve rakamlardan oluşmaktadır.

Yaptığımız her şeyin yasak ve kontrol altında olduğunu, kendi irademiz ile yapamadığımızı hayal edin. Ne hissederdiniz? Okurken bile canınız sıkıldı biliyorum. Bazı arkadaşlar daha iyi diyecek olmasın, insan zincir altında yaşayacak olursa çıldırır, delirir.. İnsanın ruhu bilinç ile yaşam bulur. Özgürlük insanlığın en temel ihtiyacı ve ruhunun gıdasıdır.

İncelemnin başında da dediğim gibi kitabı ikiye ayırdım demiştim. İlki kitabın konusu yani kendi ana teması, bir de Zamyatin’in son sözü…

Açıkcası kitabı beğendiniz ya da beğnmedniz.. Bir şekilde sonuna geldiğinizde sizi harikulade bir anlatımla, son bir gerçeklik süslüyor. Ve o on sayfa size ilaç gibi geliyor. Eğer kitabı yarım bırakmaya yani yüzüstü bırakmaya eğiliminiz varsa hemen bu son söz kısmını okuyun. En azından ana fikrin ve yazarın kendi dilimiz ve dünyamızdan, kendi ruhsal bilginliğinden yararlandırdığı bir sahneye kavuşmuş olursunuz. Açıkcası kitabın beni en çok sarsan ve kendisine hayran bırakan kısmı bu. Çünkü 2018 Yılındayız ve bir çok film / dizi izliyoruz. Artık bu düşünce yapıları 1920’lere ait bu kitaptan alınıp, çoktan yenilip içilmiş ve haliyle suyu sıkılmıştır. Bu son söz, Zamyatin'in bize sunduğu sarsıcı bir finaldir.

İncelememi toparlayayım.. Yine uzunca yazdım sanırım.. Bu kadar okuduysanız öncelikle teşekkür ediyorum.

HÜR doğduk, HÜR yaşayamadığımız dönemlerimiz oluyor, olacaktır. İnsanı kontrol eden Devletler, insanı özgürlük adı altında, tam tersi tutsak yaşatmaktadır. Aslına bakarsanız, özgürlük dediğimiz şey ilk insanların tattığı duygu ve yaşam şeklidir. Özgürlük budur. Bizim özgürlüğümüz ise, okuduğumuz kitaplar, gezdiğimiz sokaklar, giydiğimiz marka giysiler, taktığımız saatler/gözlükler, yaptığımız saçlar, bindiğimiz arabalar, yaşadığımız evler, zamanı geberttiğimiz avm'ler… Bizim özgürlüğümüz bu ve benzeri türevlerin çeşitleridir. Ama ilk insanların özgürlüğü gerçek özgürlüktür.

Biz Tutsak özgürleriz.. Bunu unutmayalım. Bu özgürlük, kitabın ana temasına baktığımızda toz pembe bir güzelliktedir. Kendi kontrolümüzün dışında yaşayacağımız bir dünya, BİZİ, BİZ olmaktan çıkarır…

İnsan, ona dayatılanı bilmeli, anlamalı, düşünmeli, fikir beyan edebilmeli, her şeye evet veya hayır yerine böyle olsa, şöyle olsa diyebilmelidir. İnsan düşünür… Düşünen insan üretir.. Üreten insan gelişir.. Gelişen insan neye ihtiyacı olduğunu bilir.. Bilinçli insan gerçek toplumu oluşturur.

Dayatılan değil, düşünebilen insanlar olun.. Sorgulayın, İtaat etmeyin.!!

BİZ olmak istiyorsak, Tutsak bir yaşam sürmeyin…!

İnanmayın yalanlara, kafanızın içindeki organı kullanın! ve üstelik, BEDAVA...!

Kesinlikle okuyun ve düşünün.. Herkese İyi okumalar dilerim…..!
256 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Ben yürümenin, marş adımı atmanın ötesine geçip uçabilenler için yazdım." diyor Zamyatin kitabın önsözünde.
Günümüz şartlarına baktığımızda, 1924'de yazılmış olan kitap güncelliğini yitirmeden, geleceği öngörerek bize bulunduğumuz durumun vehametini anlatıyor...

Cam fanuslar içinde yaşayan insanlar, kimin kiminle eşleşeceğini belirleyen pembe biletler, yemek saatlerinin ve alanının Tek Devlet tarafından belirlendiği bir dünya düşünelim.
Baş kahramanımız hastalığa yakalanıyor, hastalığın adı ruh oluşumu... Ruh, Tek Devlet anlayışınde çoktan unutulmuş bir sözcük. Ruh oluşumu "tehlike" demek...

Kitabı okurken bende oluşan ilk izlenim, şimdilerde gelişen yüz tanıma akımı, yüz tanıma özelliği ile yapılan kişilik analizleriyle cam fanuslarımıza doğru büyük bir adım atıyoruz.
The Ekonomist'in hazırladığı rapora göre 2018 yılından itibaren kimlik beyanında yüzümüzü kullanmaya başlayacağız. Özgürlüğümüz giderek kısıtlanıyor.
Zamyatin 1920'li yıllarda bu durumu görmüş bile...

En sevdiğim kitaplar listesinde birinci sıraya kazık çakmış vaziyette. Geleceğe yolculuk yapmak isteyenlere tavsiye ederim ama bu yolculuk tokat yiyip dönmenize neden olabilir. Yolcuğumuz şiddet içeriyor olsada yolculuk yapmaya değer. :))
256 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Uzun zamandır inceleme yazmıyorum okuduğum hiç bir kitaba; genelde arkadaşlarla kitap üzerine sohbet etmeyi yeğliyorum, bu durumun nedenini ise tam olarak bildiğim söylenemez hani.

Zamyatin'in "Biz" kitabına inceleme yazma isteği duydum kitap bitince; bunun belli başlı bir kaç nedeni var, biraz sonra değineceğim onlara sırayla.

Öncelikle, uzun yıllardır okumayı istediğim ama bir türlü fırsat olmayan ya da bir türlü sıra gelmeyen bir kitaptı "Biz" benim için. Belki yılların vermiş olduğu büyük bir beklenti ya da her defasında gözünde büyütüp bir türlü okuyamaya cesaret edemediğim bir durum. Kitapla ilk tanışmam, George Orwell hayranlığım ile olmuştu. Gerçek anlamda bir George Orwell hayranı olduğum doğrudur ve bu durum bende; o kadar sevdiğin, eserlerini beğendiğin bir yazarın; etkilenmiş olduğu bir yazarın kalemi nasıl olur acaba sorusunu gündeme getirdi. Bu durum kitabı okuma isteğimi daha çok kamçıladı. Sonra yaptığım araştırmalarda gördüm ki; bu durum sadece George Orwell için geçerli değil; "Cesur Yeni Dünya" kitabının yazarı( ki Cesur Yeni Dünya da çok beğendiğim, etkilendiğim kitaplar arasında yer alır) Aldous Huxley, Ray Bradbury, Kurt Vonnegut gibi yazarlar Zamyatin olmasaydı bir çok eserimiz olmazdı gibilerinden söylemlerde bulunmuşlar açıkça.

Kitap hakkında derinlemesine bir inceleme yazmayacağım, sitedeki incelemelere baktığımda bir çok incelemenin gerçek anlamda açıklayıcı olduğunu gördüm. Ben distopyayı seven, bir çok kitabını severek okuduğu yazarların etkilendiği bir yazarın kitabı nasıldı benim açımdan, bununla ilgili bir kaç cümle kuracağım sadece.

Kitap 40 kayıttan oluşuyor ve sonunda Zamyatin'in "Edebiyat, Devrim, Entropi ve Diğer Şeyler Üzerine" sonsözü ile bitiyor. Yazarın dili aslında akıcı gibi duruyor ama okumaya başladıktan bir süre sonra durumun böyle olmadığını görüyorsunuz; cümlelerin altındaki anlamlara inmek gerekiyor, işin içine matematik, felsefe giriyor. Tamamlanmamış cümleler çok fazla, kayıtlar arasında kopukluklar var. Neden kitabın adı "Biz" diye merak ediyordum kitabı okumadan önce. Okurken anladım ki, bireyselcilik kavramı yok, sadece hepimiz, biz söz konusu. Olayın kurgusu bir çok yerde okurken bana Cesur Yeni Dünya'yı anımsattı. Bilmiyorum dönem itibari ile mi ilgilidir ki bu yaptığım ne kadar doğru bir çıkarımdır ama Cesur Yeni Dünya kitabını okurken daha çok keyif aldığımı, kitabın daha akıcı ve anlaşılır olduğunu düşünüyorum.

Distopya seven okurların mutlaka okuması gerektiği bir kitap olduğunu da belirtmek isterim.
256 syf.
Efsane! Distopik kitapların babasıdır en nihayetinde.

Bir kitaptan ne kadar verim alınabilirse o kadar almışımdır.. Daha öncesinde Cesur Yeni Dünya ve Ben Robot gibi bilim kurgu okuduğum, meraklısı olduğum için baya benzerlik gösterdiğini söyleyebilirim. Zaten Aldous Huxley Cesur Yeni Dünya’yı yazarken bu kitaptan baya esinlenmiş. Keza 1984 yazarı George Orwell’da öyle.

Kitapta çok nokta tespitler var bizim çağımızın dışında tabii. Matematiksel bir gerçeklik örgüsünde kurulan dünyayı anlatıyor. Şarkılar matematiksel denklemlerle yapılıyor, düşünceler kareler ve üçgenlerle ifade ediliyor, isimler bile sayılar ve rakamlarla. Günlük gibi yazılmış ama sürükleyiciliğinden pek anlaşılmıyor. Olayların günümüzle zerre alakası olmadığı için kurguda ve hayal kurma da problem yaşayabilirsiniz. Hatta distopik sevmeyenler kitabın anlatımını fazlasıyla muğlak bulabilirler, sevenlere sözüm yok şiddetle tavsiyemdir zaten. Keyifli okumalar dilerim! :)
256 syf.
·7 günde·4/10
Tam bir distopya kitabı olduğu bir gerçek. Kişilik kavramı yok olmuş 'ben' i unutmuş ve 'biz' olmuş insanları anlatan, her hareketine Tek Devlet'in karar verdiği ve daha önemlisi doğru olanın Özgür olmamak olduğuna inandırılan bir toplumu anlatıyor. Konu itibariye Harika bir yapıt fakat sanırım matematiksel dilin edebi dile baskın çıkması benim gibi matematikten nefret eden bir insanı kitaptan baya bir uzaklaştırdı. Anlatım olarak biraz zayıf buldum bölümler kopuk durumda bu sebepten ötürü kitap bir türlü akmıyor, okunmuyor, ilerlenmiyor.. Hele ki benim gibi bir kitabı elinizde çok tutmayı sevmeyen bir insansanız bu kitap sizi fazlasıyla yorabilir. 1984'e aşık olduğum için büyük beklentilerle aldım ama ne yazık ki beğenmedim. Bana çok hitap etmediği için sizlere tavsiye edemiyorum. Herkese keyifli okumalar..
287 syf.
·7/10
M.S 26. Yüzyıl...insanların çoğu ölmüş, kalanlar tek devletin hakimiyeti altında. Herkes aynı dakikada yatıyor, aynı anda kalkıyor, sevişmek kontrol altında ve ben yerine biz hakimiyetindeki bir dünya var. Eski şarkıların, aile biçimlerinin paramparça olduğu bir distopya...Cam evlerde yaşayan ve her şeyi şeffaf olan insanlar...Herkesin numarası var, isim yok. Hayatın her alanına matematik ve aşırı rasyonalist bir ideoloji hakim bu nedenle duygulara yer yok. Aşık olmak, hayal kurmak yasak. Bu belirtileri olanlar hasta kabul ediliyor. Nasıl ki bir makine hayal kuramazsa insan da kuramaz.

Bir yeşil duvar ile çevrelenmiş sınırlarda yaşıyor insanlar. Devlet ne derse doğru, ne isterse yapabiliyor. Baş karakter D-503 bir gün I-330 ile tehlikeli bir yakınlığa giriyor...

Kitabın özü oldukça iyi. Cennette özgür olmayı seçen insanoğlu özgürlüğü neticesinde elmayı yedi ama mutlu olamadı; eğer mutlu olmayı seçseydi özgür olamayacaktı. Kitaptaki tek devlette de insanlar mutluluk için özgürlüğünden vazgeçmiş halde. Fikir Birliği Günü adı altında herkesin tek tipleştirildiği törenler mevcut. Günümüzün seçimlerindeki belirsizlik yok. Kazanacak aday belli. Herkes seve seve ona oy veriyor çünkü istikrar olması ve devletin belirsizlikten kurtulması esas. Ne ütopik değil mi(!) Devletin bekası uğruna harcanan hayatlar ne ütopik değil mi(!)

1984'te hayatın her alanında sizi izleyen boğucu bir Big Brother yok. Belki eviniz camdan ama bu baskı 1984 kitabındaki gibi zora değil rızaya dayalı. Her şey içselleştirilmiş. Sürekli yalan söyleyen ve dün ak dediğine kara diyen bir iktidar ve basın ağı da yok. Çünkü birden fazla devlet yok. Tek devlet var ve Taylorist bir üretim bandı gibi mekanikleşmiş hareketler var. Ancak tekleştirme, anti-bireycilik, devlet otoritesinin sorgulanamaması anlamında 1984'e benziyor.

Kitabın dili okumayı zorlaştırıyor. Hele ki çeviri berbat. İthaki Yayınları güvendiğim bir yayınevi ancak bu kitapta özensizlik had safhada. Yazım yanlışları da noktalama işaretlerinin yersizliği de cümle düşüklüğü de var.
248 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
“Bu söylediğinin bir devrim olduğunun farkında mısın?”
“Tabii ki bir devrim, neden olmasın ki?”
“Çünkü bir devrim daha yapılamaz. Bizim devrimimiz en sonuncusuydu ve bundan sonra bir devrim daha olamaz. Bunu herkes bilir.”
“Sevgilim, sen matematikçisin… Söylesene, en son sayı hangisidir?”
“Bu saçma bir soru. Sayılar sonsuzdur, en sonuncu sayı diye bir şey olamaz.”
“O zaman nasıl oluyor da en sonuncu devrimden söz edebiliyorsun?”

Bu alıntısı, sizi kitap hakkında bir nevi bilgilendirebilir.

İthaki Bilim Kurgu klasiklerinden okuduğum 5. kitap olan 'Biz', adı her ne kadar Bilim kurgu olarak geçse de, distopik yönü daha ağır basan bir kitaptı.
Ölmeden önce okunacak 1001 kitap listesinde de yer alan bu kitabı İthaki Bilim kurgu klasikleri serisinden okudum.
Dipnot olarak belirteyim, ithakinin bu kitapla ilgili eski baskısının pdfsi vardı ve karşılaştırdım. Düzenlemeyi yapanlar keşke eski halinde bıraksaymış, çok uzatılmış ve bazı esere özgü kelimeler bile değiştirilmiş.
Örneğin, evrenin geçtiği Tek Devlet, Velinimet olarak anılan bir kişi tarafından yönetilmektedir. Bu Velinimet kelimesi, eski baskıda İyiliksever, Ayrıntı yayınlarında Hayırsever. Bu ve bunun gibi daha birçok kelime kavram değiştirilmiş.
Benim tavsiyem İthaki'nin eski baskısından okumanız yönünde.
Kitaptaki matematiksel ifadeler benim çok hoşuma gitti, sayısalcılar ayrı bir sevecektir eminim.
Gelelim kurguya. Distopik yönü ağır bastığı için ben kurulan evreni sevdim. Lakin 200'e kadar olay örgüsü dağınık kaldığından, özellikle yeni başlayanların yarım bırakması muhtemeldir.
Ama devam ediniz. Son 50 sayfası çok vurucuydu.
Entropi ve Enerji kısmında, alt metni çok sağlam ve derin felsefe içeren birkaç sayfa vardı ki, üzerine kitap yazılır.
Nitekim çoğu yazara ilham olmuş. Ursula, George Orwell gibi yazarların bu kitapla ilgili makalelerini de okuyunuz.

Her ne kadar Bilim Kurgu Klasiklerinde yer alsa da, oturdum hop okudum denilecek bir kitap değil.
Kritiğini yapabileceğiniz bir arkadaşınızla birlikte okumanızı tavsiye ederim. Daha çok verim alırsınız ;)
312 syf.
·Beğendi·9/10
1921 yılında yazılan Biz romanı dönemin siyasi- komünist Rusya’sından etkilerin gözlenebildiği bir eserdir. Burada bulunan ana karakter D-503 yazar gibi ilk başta bulundukları sistemin kusursuzluğu içinde hayranken düşündükçe – hayal gücü hastalığına yakalandıkça- sistemdeki hataları fark etmektedir.
Kitap mutluluk arayışının ne olduğu ve mutluluğun ne olduğunu sorgulayarak başlıyor. D-503 sistemin ona sunduğu gibi kusursuz mutluluğun matematikte ve düzende olduğunu düşünüyor. Ve herkes mutlu olmakla yükümlü ,mutsuz olmak yasak. Kendi kurduğum ütopyalarda da ya da şimdi sorsanız bende herkesin mutlu olmasını istediğimi söylerdim ve sistem size mutluluğu sunuyor . Sistem bunu bana sunduğu anda ise mutsuzluğun cazibesine kapılmadan duramıyorum. Mutsuz olma özgürlüğü… Belki de bize cazip gelen elde edemediklerimizdir. Yazar bu kısmada değiniyor. “Korkuyorsun çünkü senden güçlü, nefret ediyorsun ,çünkü korkuyorsun, seviyorsun , çünkü ona boyun eğdiremiyorsun . Ne de olsa sadece boyun eğdiremediğini sever insan .” Bu sözlere hak vermeden duramıyorum . Hayatın her anlamında böyle benim için. Elde ettiğim anda doyum vermeyen bir meşgaleye dönüyor her şey ve o kadar değersizleşiyorlar ki gözümde ,yok oluyorlar. Etrafımda güzel olduğunu düşündüğüm her şey ben elde edene kadar güzel. Dalından kopardığım çiçek ellerimde olduğu an nasıl soluyorsa hedeflerimde ben onlara ulaştığım anda ellerimde ölüyorlar. Demek ki daha büyük bir şeyin peşindeyim bu hayatta. Mutluluk ise ben sürekli peşinde olduğum için benim kovaladığım onun kaçtığı bir kavramdan başka bir şey değil, aslında mutluluk benim ve kendimi kabul ettiğim zaman mutluluk arayışım bitecek. Bence bu duru diğer insanlar içinde geçerli bu yüzden hiç kimse ya da nesne size mutluluğu veremez , siz onu kendinizde bulmak zorundasınız. D-503 ilerleyen sayfalarda bunu fark ediyor, kendini -ruhunu- keşfediyor ve bundan kurtulmak istemiyor çünkü oradan elde ettiği hazı başka hiçbir yerden yakalayamıyor. Kitapta beni en çok etkileyen kısım ise “özgürlüksüzlük içgüsü” oluyor. Kitapta tüm güzelliğin ve mutluluğun mutlak ve estetik boyun eğişte, ideal özgürsüzlükte olduğunu söylüyor ve bu boyun eğişin insana özgü olduğunu dile getiryor. Dans gibi… Hepimiz bir balerine hayran oluruz ,asıl soru balerinin dansına mı yoksa dansın ideal formuna boyun eğişine mi hayranız? Neden yaşadığımız toplumdaki kadın erkeğe boyun eğmekte ve nasıl bu hale gelmiş? Gerçekten özgürsüzlük içgüdümüz var mı , eğer varsa bu birçok şeyi açığa kavuştururdu. Kitapta kafamı karıştıran hak vermek ve reddetmek arasında kaldığım bir diğer düşüncede yaşam tarzlarıydı. Sistem senin kendini öldürme ve zehirleme hakkını elinden alıyordu. Alkol ve sigara tüketimi yasaktı, uykusuz kalmak yasaktı , herkes 8 saat alması gereken uykuyu alıyordu. Sistem insanı sağlıklı bir şekilde ayakta tutmaya çalışıyordu , bu kötü mü peki? Bence kesinlikle kötü değildi ve insanca olduğunu da söyleyemem. Her anımızı planlayan bir sistemde robottan farkımız olmuyordu. Evet insanı yaşatıyor ama onun tercih hakkını öldürerek ve tercihte bulunamayan insan yine de insan mıdır? Bizi biz yapan diğer tüm varlıklardan ayıran tercih hakkımız yok oluyordu ve böylece insanlığımızda . Bu yüzden ne kadar insanın iyiliği içinde olsa hiçbir sistem insanın karar verme hakkını elinden almamalıdır. İnsan mutlu olmayı da olmamayı da, kendini nasıl yaşatacağına da, kendisi karar vermelidir. “Büyüklük basittir.” Diyor yazar ve istemsizce hak veriyorum ona.
Tek başına ayakta durmaktansa , bir topluluğun içinde onlara uymak kesinlikle basit ve kolay. Ama doğru mu ? kısmı işte orası bir soru işareti… Yani toplum anne olmak isteyen bir kadınla, bir katili, sisteme şiirle kafa tutan bir meczubu aynı kefeye koyuyorsa sistemin neresinde olmak iyi, kolay ve basiti mi seçmeli yoksa kendi doğrunu mu ? Bu ikilem yüzyıllardır var ve sanırım yüzyıllarca devam edecekte… Bence bu ikilem güzel bir şey , bana insanın vicdanın olduğunu ve hala seçme özgürlüğünün olduğunu gösteriyor. Bana insan olduğumuzu hatırlatıyor ,bu yüzdem ikilemleri seviyorum . “SONSUZLUK YOKMUŞ.” Bir başka ikilem daha SON DEVRİM diye bir şey yok , devrim sonsuz ama kainat sonlu . Yazar her şeyin bir sonu olduğuna vurguluyor aynı zamanda sonsuz olduğunu da . Sanırım buradan çıkarabileceğim sonuç maddesel olan şeylerin sonu vardır ama fikirlerin sonu yoktur, fikirler sonsuzdur. Yazarda bu durumu kitabında şöyle değiniyor, “Kainatın bittiği yer var ya? Oradan öte ne var?” ve arayış – sorgulama sonsuza kadar devam ediyor. Ve sonra mutluluk arayışına geri dönüyor ve sonuca bağlıyor kitapta mutlak -273=273 e yanı varlıkları değerli yapan eksilerdir ve eksilerde varlıklarla aynıdır. Mutluluğu değerli yapan acıdır ve acı da mutluluk kadar değerlidir. Acı çekmekte bir mutluluktur diyor ve sanırım gerçekten de öyle .
Zamyetin’in BİZ kitabı bir mutluluk arayışı ,mutluluk arayışını getirdiği bir var oluş sancısının kitabı benim gözümde . Yazar sürekli ana karakterle beraber sorguluyor, tabi siz de onlarla beraber sürekli soruyorsunuz ve sürekli bir ikilemdesiniz . İkilemlerin hangisinin doğru olduğunu ise bilmiyorum , galiba onları ikilem yapanda bu özelliği. Beni sorularla bırakan ve kendi cevaplarımı oluşturan bir kitaptı. Eşitliğe , sisteme ve insan nedir?, mutluluk nedir? Sorularını sorduran ve kendince bir cevap veren güzel bir eser. Kafamda her ne kadar kurguladığı dünyayı hayal etmekte zorlansam da ,sorduğu soruların evrenselliğiyle beni- bizi etkileyen bir eser.
Bu yazdıklarım yazarın dediği gibi “Bu hem benim ,hem de benim değil.” .
Gökçen Egem Değirmenci
HUNOK- Hacettepe Üniversitesi Okuma Topluluğu
224 syf.
·13 günde·5/10
Pek bir inceleme yazılacak kitap olduğunu açıkcası düşünmüyorum. betimlemelerin yoğun olduğu düşünce ağırlıklı bir kitap olay örgüsü yok durum örgüsü çok fazla G. Orwell ve A.Huxley'e ilham kaynağı olan bir kitap onların 1984 ve Cesur Yeni Dünya kitabını yazmasını sağlamıştır ancak bence boynuz kulağı geçmiştir. 1984 ve Cesur Yeni Dünya'nın daha çok tutulmasının sebebi olay örgüsünün daha çok olması dili açık olması bu kitapların çok popüler olmasını sağladı. ''Biz'' kitabında ise dil çok ağır, özellikle matematik terimlerinin ve sayılarının yoğun olduğu bir kitap bu yüzden okuyucuyu sıkabilir. Bazen kitapları putlaştırıyoruz. Bu kitap da öyle bir şey pek bir ayırt edici özelliğini göremedim.
256 syf.
Sadece yaşanılan düzenin değil,aşkın bile matematiksel bir anlayış ve uygulamayla yer aldığı çok lezzetli bir bilim kurgu romanı.

"Haliyle aşk için A,ölüm için Ö kullanırsak,
A=f(Ö)
Yani aşk ve ölüm..."

Kahramanlar,daha doğrusu insanlar,rakamlarla isimlendirilmiş ve gündelik hayatlarında yaşadıkları her şey,cinsellik de dahil,belirli bir plan ve program içinde gerçekleşiyor.

Rüya görmek bir hastalık olarak nitelendiriliyor örneğin ve bence başkaldırı tam da bu noktada başlıyor.
Her şey aynı,her şey saydam ve şeffaf.Farklılığa ya da düşünceye tahammül göstermeyen bir 'Velinimet'in varlığı,özgürlüğün en büyük prangası.

Tek Devlet olarak tanımlanan durum,yine aynı şekilde farklılıklara karşı sıfır toleransı ifade ediyor,diye düşünüyorum.
Her şey matematiksel ve mantık çerçevesine oturtulmaya çalışılmış,sürekli bir ironi yağmuru içinde ilerliyor.

Düşünmeyen ,merak etmeyen ,sorgulamayan bir toplumda,düzeni ve devleti sorgulamaya başlayan bir bireyin mücadelesini,'Biz'den 'Ben'e geçme serüvenini okuyoruz.

BİZ,
Bilim kurgunun rüzgarında komünizme karşı yapılan ağır eleştiri ve tespitleri içeriyor.

BİZ,
Müziğin ve hatta şiirin bile ilhama ihtiyaç duyulmadan icra edilebileceği koca bir hapishaneyi yaşatıyor.

BİZ,
Çağrışımlar,anımsayışlar ve sembollerle dolu,sosyal yaşamın hassas noktalarına ışık tutan efsane bir bilim kurgu..
256 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
"Biz" herkesin bildiği gibi ütopya karşıtı bir romandır. Zamyatin’in, yani yazarın yaşadığı dönemde karşılaştığı devrimlere karşı zıt tutumu, onu, ruh ve manevi dünyanın yok olacağı, insanların sayılar ve üniformalarla birbirinden ayrılarak ifade edileceği distopik dünyaların sinyallerini çağındaki insanlara bildirme zorunluluğunda bırakmıştır. Kısaca Biz romanı bu gereksinimden doğmuştur, fakat baktığımızda tek devlet ve tanrısallaşmış yönetimi, insanları kontrol altında tutan, yaşamlarını saatlerle sınırlandıran, yeme içme uyuma ve seks saatlerini belirleyen ama mutlu olan ve suç olasılığının azaldığı bir dünyayı amaçlamaktadır. Özgür olan ve bireysel olan mutlu olamaz, suç işlemeye başvurur demektedir. Kendi varlığını biz içinde eriten mutludur, tek tiptir, akılla düşünür. Akıl varsa duygu yoktur, hayal yoktur, rüya yoktur böylece düzen vardır. Kahramanımız İntegral gemisinin mühendisi D503 de birgün Mefi yeraltı direnişçisi I330 ile sıra dışı bir diyalog yaşar. Bu farklılık tek devletin ceza sisteminde karşılığını elbette bulacaktır. Gelişen olaylar, hastalık olarak nitelendirilen duygusal devinimler, roman finali, verilen mesajlar itibariyle mutlaka okunası bir kitap. Düşünmeyi, hayal kurmayı, haz duymayı ve bunların ölümcül sonuçlarını o kadar güzel anlatmış ki… 1984 öncesinde okunması gereken bir roman. Zaten 1984’e ilham olan roman...
Düşünsenize, mutluluk işleminde payda 0'a indirilir ve böylece tüm işlem muhteşem bir sonsuzluğa dönüştürülmüş olur. Anlatımı ve kurgusuyla çok keyif alarak okudum. Henüz okumayanlara tavsiye ederim.
“Bunca yıldır mutluluğun önüne artı işareti koymak ne aptallık! Ne beter bir önyargı! Mutlak mutluluğun başına elbette bir eksi, hem de semavi bir eksi konmalı..”
Ey sizler, tombul, pembe yanaklı Venüslüler, ey siz demirciler gibi ise bulanmış Uranüslüler, kendi mavi sessizliğimde sizin mırıltılarınızı işitiyorum. Ama şunu anlayın: büyük basittir; şunu da anlayın: matematiğin sadece dört kuralı değişmez ve sonsuzdur. Ve sadece dört kural üzerine inşa edilmiş ahlak büyük, değişmez ve sonsuz olacaktır. Bu son bilgeliktir, bu, yüzyıllar boyunca insanların birbirlerini çifteleyerek ve hırıldayarak, terden kıpkırmızı kesilmiş bir halde tırmandıkları o piramidin tepesidir.
Birisinin seni, yapacağın en ufak bir hatadan, atacağın yanlış bir adımdan şefkatle koruyan dikkatli gözlerini üzerinde hissetmek çok hoş bir şey.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Biz
Alt başlık:
Zamyatin'in Önsözüyle
Baskı tarihi:
28 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053751991
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Мы (Mıy)
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Rusça aslından çevirisiyle Türkçede ilk kez: Bütün bir yirminci yüzyıl edebiyatını etkileyen, Aldoux Huxley, Ayn Rand, George Orwell, Kurt Vonnegut, Ursula K. Le Guin için açık esin kaynağı olan BİZ, ilk kez özgün dilden çevirisiyle okurların karşısında. 

Herkesin numaralarla adlandırıldığı ve her an dinlenip gözetlendiği bir ülkede, Tek Devlet'in komşu gezegenlere yayılmak için yaptırdığı uzay gemisinin çalışmalarına katılan bir mühendis günlük tutmaktadır. Herkesin devlete yararlı ve iyi olmasının övgüsüyle başlayan günlük, yavaş yavaş mühendisin devletin başındaki İyilikçi'nin matematiksel, kusursuz düzeninin sorgulanmasına dönüşür. 

"Devlet kendini ve hedeflerini yaşatıyor, ama ölmeyi gönüllü olarak elbette kabul etmiyor o yüzden yeni şimşekler, fırtınalar, kasırgalar başlayacak. Böyledir bu yasa, sonsuza dek fırtına gibi bir 'd' ile taçlanan o yumuşak 'evrim' böyledir. Fırtınanın güçlü nefesi bu sayfalarda duracak."  
Yevgeni Zamyatin 

"Zamyatin belli bir ülkeyi değil sanayi uygarlığının hedeflerini değerlendiriyor. Bu kitabın konusu aslında Makine'dir, yani insanın şişesinden düşüncesizce çıkardığı ve tekrar şişesine sokamadığı o cin."  
George Orwell 

"Otomatik Piyano'yu yazarken olay örgüsünü gururla Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sından ödünç aldım, o da zaten gururla Yevgeni Zamyatin'in BİZ'inden ödünç almıştı." 
Kurt Vonnegut 

"Yazılmış en iyi bilimkurgu kitabı. İyi, zeki ve güçlü bir kitap; duygusal açıdan sarsıcı ve teknik açıdan, bilimkurgunun metafor menzilini kullanma tarzıyla, o zamandan bu yana yazılmış birçok kitaptan çok daha ilerde." 
Ursula K. Le Guin 

Ölmeden Önce Özgün Dilden Çevirisiyle Okumanız Gereken 1001 Kitap'tan biri.

Kitabı okuyanlar 3.071 okur

  • Orçun Serhat Güngör
  • Berna
  • ASLI KONT DUMAN
  • r.
  • Kılavuz Karga
  • Uğur Ünlü
  • Rukiye çetinkaya
  • Eylül Tantürkü
  • Nur
  • Erdem Ünlü

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.6
14-17 Yaş
%2.2
18-24 Yaş
%24.5
25-34 Yaş
%39.1
35-44 Yaş
%23.7
45-54 Yaş
%5.1
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.3
Erkek
%45.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.4 (123)
9
%11.4 (135)
8
%16.7 (197)
7
%11.2 (132)
6
%3.9 (46)
5
%1.9 (22)
4
%0.6 (7)
3
%0.8 (9)
2
%0.2 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları